Benim Adım Vicdan

17.03.2015 00:20:11

Baştan aşağıya Vicdanın, insana saygının, mazlumun yanında olmanın, zalime kim olursa olsun canıyla karşı durmanın sembol ismi. Adı Rachel Corrie... Ehli Vicdan yazdı...

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Yaşadığımız zamanlar yalanın mutlak egemenliğini ilan ettiği zamanlar. Dünya; Obama, Kerry, Bush v.s nin gösterdiği gibi steril, masum, pir-ü pak değil.Bizzat masumiyet ve temizlik söylemiyle kirletilen bir dünya.Siyasetin bütün kirlerinin halkların üzerine boca edildiği, her şeyin ucundan kıyısından günaha bulaştırıldığı.Kir akıyor her yerinden dünyanın.Her yer kan...Kan her yerde...

İnsanlığın büyük bir çoğunluğunun istemediği korkunç bir savaşın içerisinde yaşarken dünyamız, dört bir yandan mitingler, protesto ve yürüyüşlerde, pankartlarda resmi dolaştırılan ya da kuklaları ateşe verilen "kötü adam"ların bir çoğu Amerikalı. Tam böyle bir dönemde aynı kalabalıkların yüreğini hayranlık duyguları ile dolduran "güzel insan"ın da Amerikalı olması ne kadar garip değil mi?

Adı Rachel Corrie...

Baştan aşağıya Vicdanın, insana saygının, mazlumun yanında olmanın, zalime kim olursa olsun canıyla karşı durmanın sembol ismi. Corrie, 16 Mart 2003'de Gazze'de katil İsrail askerlerinin buldozeri altında ezildiği zaman 23 yaşındaydı. Kocaman adamların henüz keşfedemediği masum ve tertemiz bir yüreğe sahipti. Filistinli değildi, Müslüman da... Yine de Gazze'deydi...Orada. Hiç tanımadığı, istese hiç de tanımayacağı, "bana ne…" deyip geçebileceği insanların, acılarına sırt çevirebileceği insanların, evinden yurdundan edilmiş, kendi topraklarında mülteci kılınmış mazlumların yanında. Zaten oldum olası yüreği mazlumlarla vuruyordu.Mazlumlardan yana. Günümüzün kariyerist gençliğinin, bencil işleyişinin aksine gariplerle, güçsüzlerle omuz omuza. Gücü kutsayan anlayışın zıddına. Bütün iktidar hesaplarının dışında...

Annesine Gazze'den yazdığı bir mektup da: "Dünyada böyle bir zulmün kıyamet koparmadan gerçekleştirilebileceğine inanamıyorum. Canımı yakıyor, geçmişte de yaktığı gibi, dünyanın böyle korkunç bir hâle gelmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek." diyordu. Evet, canı yanıyordu, canını yakıyordu dünyanın gidişatı. Zulme tanık olmak acıtıyordu içini. Gücün, silahın, paranın şımarttığı soytarıların hadsizlikleri, garibanların sahipsizlikleri en derinden yakıyordu onun vicdanını...

Filistinli bir ailenin başını sokacağı, çocuklarını uyutacağı, çocuklarını doyuracağı evin yıkılmasını durdurmak için yürüdü O, en güzel ve en uzun yürüyüşünü. Yıkılmasın istiyordu bir aile.Tütsün istiyordu bir ocak.Yürüdü Rachel, yürüdü... Umudun, direnişin, başkaldırının, haysiyetin, şerefin adımlarıyla. Sapan taşından, çocuklardan, iyilerden korkan vahşi İsrail sürdü buldozeri Rachel'in üstüne. Rachel'i ezip geçti...

İsrail ordusunun bir buldozeri tarafından ezilerek öldürüldü Rachel Corrie. Ajanslar, ezilişinin fotoğraflarını geçti hemen; ilk karede bir buldozerin önünde duran sarışın bir kız, sonra buldozerin ilerleyişi ve geri gitmesi, son karede de ezilmiş, kanlar içinde bir yüz ve beden... İki dakika önceki sarışın kızdan bir eser kalmamıştı; ezilmiş kanlar içinde bir yüz…

Rachel, Amerika’daki rahatını bozup barış savunuculuğu yapmak, İsrail hükümetinin insafsız katliamlarına karşı kalkan olmak üzere Filistin’e gelmiş olmasa, rahat yaşamını sürdürecek, büyük bahçeli evlerde oturup, Amerikan tarzı hayat'tan payını alacaktı. Ama o bunu yapmak yerine, kalkıp refah kampının sefaletine ve çocukların İsrailli askerler tarafından tavşanlar gibi avlandığı dehşetine gelmeyi tercih etti...


Onu hiçbir şey Siyonist laboratuarlarında doğan bir canavarla karşılaşmaya hazırlamamıştı, tamamen “yaratık” ve insanlara düşman bir canavarla. Annesine, babasına ve arkadaşlarına: “okumak, konferanslara gitmek, belgesel izlemek ya da anlatılanları dinlemek beni buradaki gerçekliğe hazırlamamış” diye yazıyordu.
Filistinli çocukların ölü bedenlerini Yahudi keskin nişancılarının mermileriyle parçalanmış kafalarını görüyor, ama “İsrail ordusu silahsız bir ABD vatandaşını vursa ne güçlüklerle karşılaşacağının” hayallerini kuruyordu. Ve Rachel yanıldı. Hepimizi yanılttı...

Ülkesinin ve ait olduğu kültür havzasının Ortadoğu'ya geliş niyetlerinin tersi bir niyetle buradaydı Rachel. Soydaşlarının işgaline direnmek için. Dini, siyasi, kültürel bir bağı yoktu Filistinlilerle. Ama onlara destek için, onların yanında olduğunu göstermek için en değerli varlığı canından vazgeçti. Yıllardır Filistin Edebiyatı yapan, siyasi geleceği Kudüs'le direkt bağlantılı Müslümanlara ve yöneticilere güçlü bir ihtar vermiş oldu Rachel. O, edebiyat yapmadı bizatihi gerçeğin kendisini söyledi ve en gerçek oyununu oynadı.

Müslümanlar büyük salonlarda, kongre merkezlerinde Kudüs'e ağlama pozları verirken, Mescid-i Aksa'ya şiirler düzerken, oralara turistik geziler ayarlarken, İsrail ile göstermelik kavgaya tutuşurken, ağlama duvarında takılırken Rachel bizim din kardeşlerimizin yuvasının yıkılmaması için gencecik bedenini siper etti. Mücahitlik oynayan, siyasi kariyerini Yahudi şeref madalyalarına bağlayan ve üstüne üstlük yüzleri kızarmadan İsrail karşıtlığı (!) yapanlara karşı en güzel hareketti Rachel'in yaptığı. Allah'a inanan ama ölümden korkanlara karşı ölüme nasıl yürünebilir sorusunun cevabıydı...

Ölürken bile zafer kazanılabileceğini anlattı lisanı hal diliyle. Tarihin önünde bütün Müslümanları mahcup eyledi. Eğer anlaşılabilirse!...

Ehli Vicdan / Ajans5.com



10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3,1 puan)/14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500