Erbakan: Kalite, ehliyet, liyakat

06.03.2015 08:03:05

Türk siyasetinde ehliyet ve liyakat çoğu zaman aranmaz. Kalite ise makamlar yükseldikçe azalır.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Erbakan Hocamızın Ekonomi Başdanışmanı Prof. Dr. Osman Altuğ:

Erbakan: Kalite, ehliyet, liyakat

Türk siyasetinde ehliyet ve liyakat çoğu zaman aranmaz. Kalite ise makamlar yükseldikçe azalır. Hocamızda ise kendisinin kişisel ve bunları donanımlara dönüştüren özelliklerinden kaynaklanan bir kalite söz konusudur. İslam’ın görevlendirme ile ilgili şartlarından birisi de aslında kalitedir. Kalite, Nisa Suresi’nde, “Ehliyet ve liyakat” ilkesi olarak geçer.

Röportaj Nedim Odabaş

Hocam, 28 Şubat Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın vefatı sene-i devriyesi. Siz Hocamıza ekonomi alanında danışmanlık yaptınız. Hocamızla nasıl tanıştınız, nasıl çalıştınız? Geceli gündüzlü çalıştığını bildiğimiz hocamızla çalışmak nasıl bir süreci getirdi?

Tarih 30 Haziran 1996. Refah-Yol Hükümeti kuruldu, Hocamız Başbakan koalisyon hükümetinde. 6 Temmuz akşamı beni aradı. “Başbakanlık’tan aranıyorsunuz, Sayın Başbakan sizinle görüşmek istiyor” dediler. Ben hayatımda Erbakan Hocayla ne el sıkışmışlığım var, ne merhabam var, ne kapalı bir mekânda karşılaşmamız var, sohbetimiz yok.

Hiç tanışıklığınız yok?

Elbette, sıfır.. Kamuoyunda herkes gibi, Refah-Yol Hükümeti’nin Başbakanı olduğuna ilişkin yüzeysel bilgilere sahibim. Ama vicahi bir durumum yok. Şaşırdım tabi, beni aramasından. Dediki, “Yarın sabah sizi makamımda kahvaltıya bekliyorum.” Yandık dedim, bakalım ne çıkacak? 7 Temmuz günü, sabah kendi uçağını gönderdi, Yeşilköy’den uçağa bindim, gittim, sabah kahvaltısında beraber olduk. Sabahleyin kalkmak benim için büyük zorluktu. Hocamız geç yatar, erken mesaiye başlar. Söze şöyle başladı, “Biz sizi yakından izliyoruz, sizi çok iyi biliyoruz. Bizim kimimiz kimsemiz yok, ekonomik anlamda, bize sahip çıkın. İkincisi bizi kandırıyorlar. Bize sahip çıkın. Ben Başbakan olarak sizi Başbakanlık Ekonomiden Sorumlu Başdanışmanlığa atamak istiyorum.” Ben 1980 sonrası sağcısı, solcusu, ortası, muhafazakârı her tip iktidara danışmanlık yaptım. Turgut Bey dahil… Bu anlamda bilinen bir kişiyim. Şöyle bir durdum, “Bize komünist dediler, ülkücü dediler, takunyacı dediler...” Şimdi ne diyecekler acaba? Kendisine hocam diye hitap ediyordum. Çalıştığımız müddetçe o da bana hocam diye hitap etmiştir. Türk siyasetinde ehliyet ve liyakat aranmaz. Kalite, makamlar yükseldikçe azalır. Hocamızda ise kendisinin özelliklerinden kaynaklanan bir kalite söz konusudur. İslam’ın görevlendirme ile ilgili şartlarından birisi de aslında kalitedir. Kalite, Nisa Suresi’nde, “Ehliyet ve liyakat” ilkesi olarak geçer. “Efendim” dedim, “Benim çenem durmaz ben konuşurum.” Dedi ki, “Konuştuğunuzda lisan-ı münasiple söylersiniz” dedi. Uygun dille... “İki, değnekçilerle çalışmam” dedim. Etrafındakilerle, herkesle, ehliyet ve liyakat ilkesine göre, orda bulunmaması gereken kişilerle çalışmam dedim. Gülümsedi... “Tamam” dedi. “Ama, Fehim Adak’la çalışacaksın” diye emir buyurdu. Ben de kendisini tanımadığımı söyledim. Şartlarımı söyledim… “Akçalı hiçbir işte bulunmam” diye kesin tavır koydum. Hayatımda zaten bir kuruşluk akçalı işte çalışmadım. Başladık…

Ne kadar borcumuz var muhasebesi

Dedi ki, “Bugüne kadar hiçbir bakan veya başka birisi sormadı mı, “Kaç lira borcumuz var?” diye” Ben de, “Sorulursa söyleriz” dedim. “Peki, siz niye söylemediniz?” diye sordu. “Efendim, ben danışmanım. Danışılırsa söylerim” dedim. “O zaman ben soruyorum, bugün itibariyle ne kadar borcumuz var, bunu nasıl ödeyeceğiz?” diye sordu. Bir raporlama sistemi hazırlayayım, size takdim edeyim, buna göre uygulamaya sokarız ve süreç başlar. Hocamız, “Tamam, ama şimdi hemen burada başlıyorsun?” dedi. Derhal yani… Uzun süredir, Milli Muhasebe hesaplarıyla uğraşmamıştım. Hazırladım… Bıraktım… 3.5 saat sürdü. Bu 3.5 saat içinde kimsenin yanında yapılmaması gereken özel sohbetleri benim yanımda yaptı. Girenler, çıkanlar… Bana güvendiği dolayısıyla ona olan saygım bir kat daha arttı. Raporlama sisteminin özü aslında Havuz Sistemi’ne gidiyordu. Hocamızın döneminde ödenen borç miktarı, daha önceki dönemlere göre iki kat artmıştı.

Sistemin başarısı Erbakan Hocadan kaynaklanır

Türkiye Cumhuriyeti’nin en çok borçlu olduğu kişi, Erbakan Hocadır. Fehim Adak da bu alanda, 24 saat bilfiil çalışmıştır. Fehim Adak, hem çalışkanlığı hem de zeka seviyesiyle gıpta edilecek bir insandır. Benim hayran olduğum bir kişidir.

Arkasından denk bütçe hazırladık. Biz faizleri düşürür düşürmez bütçe hayli iyileşmeye başladı. Özellikle yurt dışında işçilerimizin tasarruflarıyla ilgili bazı sermaye gruplarının çalışmaları vardı. Biz de bunları direkt ekonomiye yönlendirmek için çalışmalar yaptık. Almanya’da yetkililerle görüştüm. Türk işçilerine promosyon yaparak, farklı bir yatırım enstrümanı ortaya çıkardık. Bu çabalarımızda Türkiye’de yüksek fiyata kârlarla otomotiv satan firmaların da ayağına basmış olduk. Bir yandan bankaların ayağına, bir yandan otomotiv sektörünün ayağına, bir yandan da farklı sermaye gruplarının ayağına basıyorsunuz. Demek ki, aynı anda üç tane büyük ayağa basmış oluyorsunuz. Hoca, bütün bunları yaparken, gelebilecek tepkileri bilerek isteyerek göze almıştır. Artı, bir de askeri ihaleleri iptal etmiştir. Kaç tane ayağa basılmış oldu? Bu dört ayak, karşımıza 28 Şubat olarak çıkmıştır. Görüntüde bir askeri darbe gibi gelişen bu sürecin perde gerisinde menfaat hesapları ve ekonomik çarkları bozulan birilerinin karanlık elleri vardır.

Havuz sisteminin müthiş başarısı

Ne yapıldı peki bu raporlama sistemiyle?


Türkiye, o günkü itibariyle bütçesi açık. Bütçe açığını kapatmak lazım, denk bütçe yapılması lazım. Dediler ki, denk bütçe hayal. Türkiye Cumhuriyetinin parası özel bankalarda ortalama yüzde 10 gibi resmi mevduat olarak yatıyordu. Biz aynı banka sisteminden yüzde 135 olarak borç alıyorduk. Ne yapalım? Benim önerim buydu… “Kamutek hesabı”, devletin bütün parası tek bir hesapta toplansın. Hocamız dedi ki, “Kamutek hesabından millet anlamaz. Ben buna havuz diyeceğim”… Siz nasıl uygun görürseniz, ama mevzuata ben böyle yazacağım dedim. Uygulamasına gittik… 6 aylık süreç içinde yüzde 135 olan faiz, yüzde 70’e düştü. Ne yapacağız bu tasarrufu? “Halka dağıtacağız” Nasıl dağıtacağız? Maaşlara yüzde yüz zam. Emekliye, çalışana. Birincisi hocanın özelliği, her ne kadar hocanın bilim adamı kimliği var, siyaset kimliği var, bir de insani kimliği var. Demek ki, hocanın birinci özelliği paylaşma. Kimle paylaşma? Halkla, milletle.. Kimden alıp paylaştıracağız? Dolayısıyla sermayenin ayağına basmak zorunda kalındı. Havuz sistemi banka sisteminin, sermayenin ayağına basma operasyonuydu. Hocanın kişiliği, söylemci değil, eylemci bir kişilik. Bu eylemciliği de akılcı bir eylemcilik, rasyonel… Kimisi, komünisttir, kimisi kapitalisttir. Hoca ise rasyonelisttir. Uygulanan politikaların görünümleri değil, kendisi akılcı ve rasyonelisttir. Havuz sisteminin başlangıcı da çok ilginçtir. 8 Temmuz sabahı İstanbul’dayım, dediler ki, “Başbakan arıyor”… “Nerdesiniz” dedi. “Efendim, İstanbul’dayım”. “Komutan karargahta olur, bugün gelin başlıyoruz” dedi. Havuz sistemi bir destan olarak nitelendirildi. Bu sistemin her ne kadar mimarı bensem de, uygulamasında da bulundum.

Ahde Vefa varsa yeni havalimanının adı Erbakan havalimanı olmalı

Bir röportajınızda Erbakan Hocayı anlamak zeka gerektirir demiştiniz. Bunu söylemenizin nedeni neydi? Son tahlilde toplumumuz Hocamızı anlayabildi mi sizce?

Erbakan hakkında kimileri, “Erbakan şöyle iyiydi, böyle iyiydi” diye övgüde bulunur. Kimileri de Erbakan hakkında yergide bulunur. Ben bunu şunu söyledim… Erbakan’ı yerebilmek için en az Erbakan kadar bilgili olmak lazım. İyi demek için de, kötü demek için de… En az Erbakan’ın yaşadıklarını yaşamak lazım. Hiç kimsenin Erbakan’ı yermek haddine değil. Övmek, duygusal bir şey. Yermek duygusallıktan öte. Bir kişiyi yermek için gerekçeleriniz olacak, elinizde verileriniz olacak. Erbakan’ın 28 Şubat ölüm yıldönümü. Bugün şimdi iktidarda olanlar, Erbakan’ın Milli Görüş’ünün gölgesinden geçenler. Onların yolunu açan, Milli Görüş’ü biraz önce saydığım noktalarda toplayan Erbakan’dır. Dolayısıyla ahde vefa diye bir konu vardır. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız birlikte mesai yaptığımız insanlar. Erbakan’a sadakatlerinden hiç şüphe etmem. Ben diyorum ki, kurulacak yeni havalimanının adını Prof. Dr. Necmettin Erbakan Havaalanı olarak koymalılar. Ahde vefa varsa, bu yapılmalı. Erbakan partiler üstü bir siyasi dehadır. Ona sahip çıkmak, onun görüşlerine de sahip çıkmakla mümkün olur.

Milli Gazete


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3,7 puan)/9
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500