O bir nezahet insanıydı

27.02.2015 09:08:21

Diyanet İşleri Eski Başkanı Lütfü Doğan Hoca, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakanla tanışmasından Kirazlıdere Cezaevindeki günlere, Erbakan Hoca ile yaptıkları umre vazifesinden ...

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Diyanet İşleri Eski Başkanı Lütfü Doğan Hoca, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’la tanışmasından Kirazlıdere Cezaevindeki günlere, Erbakan Hoca ile yaptıkları umre vazifesinden Meclis’teki anılara kadar Erbakan Hoca ile geçen 40 yılı aşkın sürecin önemli noktalarını ve henüz bilinmeyen önemli hatıralarını Millî Gazete ile paylaştı.

Erbakan Hoca ile ilk nerede ne zaman tanıştınız? Siz de bıraktığı ilk izlenim etki ne oldu?

Merhum Erbakan Hoca’mızla tanışmamız çok evveldi şöyle; Ben Ankara’da gezici vaizlik görevinde bulunuyordum. Bir gün Ankara Maltepe Camii’nde ders yapıyordum, zannediyorum Cuma günüydü. Muhterem Erbakan beyefendi yanında bir iki arkadaşıyla birlikte Cuma namazından çıktı ve tebrikleştik ilk yüz yüze görüşmemiz orada oldu. O zamanlar daha Profesör olmamıştı Muhterem Hocam. Doç. Dr. Necmettin Erbakan’dı öyle tanıtmıştı kendisini bana, İstanbul’da görev yapıyordu. İlk tanışmamız böyle gerçekleşmişti tarih olarak 1963 veya 1964 yılıydı. Ondan sonra birçok ilim adamından ismini duymaya başladım. Teknik üniversite okuduğunu, doktorasını da Almanya’da yaptığını duyuyordum. Ondan sonra epey zaman geçti 1968’de Diyanet İşleri Başkan vekili olmuştum. Sürekli ilim adamlarına ilgi duyuyorduk ve Hoca’mda zaman zaman Ankara’ya geliyordu ve aynı mecliste bulunuyorduk. Daha yakından görüşmeye ve tanımaya başladık. Ankara’da bazı üniversitelerde ve konferans salonlarında vaaz verdiğini duyuyorduk ve bazılarına iştirak etmeye çalışıyorduk.

Sadece ‘Tamam’ Diyebildim

Bir araya gelmemiz ve yakından tanımamız 1973 Milletvekili ve senatörler seçimi zamanı olmuştu. O olay da şöyle gerçekleşmişti; Muhterem hocamız bir kardeşimizle beraber benim fakirhaneyi şereflendirmişti. O zaman bizi çok sevindirdi makamı nur olsun. Oturduk sohbet ettik. “Bu yıl seçim yılıdır. Milli Selamet Partisi olarak seçimlere gireceğiz. Ve bu seçimlerde senin de bir görev almanı istiyoruz” dedi. Tabi şahsımla ilgili bir durum olduğu için bir şey söyleyemedim kendilerine. Sadece “Bu görevlere layık başka insanları görevlendirirseniz memnun olurum” diyebildim. Sonraları Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Süleyman Arif Emre Bey ve Milli Selamet Partisi Erzurum İl Başkanı Sıddık Tivnikli Beylerle de görüşmemiz oldu. Hoca’mızın da isteğiyle bir karar aldık. Ana gaye milletimize memleketimize Allah için hizmet etmekti. Bu milletin hiçbir ülkeye muhtaç olmaması için. Bana göre bu ülke daima yardım eden el olmalıdır, yardım gören olmamalıdır. Düşüncemiz buydu. Sonra bir Cuma günü Cebeci Camii’nde vaaz etmek benim görevimdi. Baktık ki Sıddık Tivnikli Beyler hocamızla görüşmüşler ve Cebeci Camii’ne bana misafir gelmişler. Sıddık Bey “Biz kararımızı verdik Erzurum’dan sizi 1. Sıra senatör adayı yaptık” dediler bana. Hoca’mızla yaptıkları istişareler sonucunda bu kararı almışlardı bana da sadece kabul etmek kaldı. Bu seçimlerden sonra Milli Selamet Partisi 3 senatör ve 48 milletvekili ile Meclis’e girmiş oldu. Meclis’e girmemizle beraber hocamızla bir araya gelmemiz sıklaştı. Ve 1980 kadar Meclis’te hocamızla beraber idik.

Cezaevi Medrese Olmuştu

* Erbakan Hocamızla nasıl bir çalışma yürüttünüz, bu sürecin önemli noktalarını, satır başlarını ve henüz bilinmeyen önemli hatıralarını bizimle paylaşır mısınız?

Erbakan Hocamızla ilgili çok hatıramız oldu ama bunların hepsini hatırlamam mümkün değil. Sadece aklımda kalan birkaç anımı aktarabilirim. Mesela;1980 12 Eylül hadisesiyle beraber sıkıyönetim mahkemesi bir karar alarak, Milli Selamet Partisi’nin Genel İdare Kurulu üyelerinin hepsinin tutuklanmasına karar verdi. Bu tutukluk sırasında Kirazlı Dere diye bir yer vardı, benden evvel arkadaşları oraya nakletmişlerdi. Mesela Oğuzhan Bey, Temel Karamollaoğlu Bey, Şevket Kazan Bey gibi arkadaşlar orada tutuklu bulunuyordu. Bir ay sonra beni de onların yanına aldılar. Allah razı olsun arkadaşlarımızdan orada bir yeri mescit yapmışlar. Tahir Büyükkörükçü hocamız mekanı cennet olsun oda orda. Hatta Ertuğrul Günay Bey’lerde bizimle beraber ordaydı. Tutuklanmamızdan 3 gün sonra da Kurban Bayramı’ydı. Tahir hocamız bana “Siz burada olduğunuz sürece namazı siz kıldırın” demişti. Biz de orada Hocamızın tavsiyesiyle şöyle bir usul yapmıştık; Hacı Ahmet Ziyaattin Efendi’nin telif ettiği bir Hadis-i Şerif kitabı var ‘Ramuzul Hadis’ diye. Orada vakit müsait olduğu için İkindi Namazı’na müteakip ders yapıyorduk. Hadis dersleri okuyorduk. Arzu eden arkadaşlar geliyordu dersimize muhtelif partilerden de arkadaşlar geliyordu. Bu derslerin başlamasına makamı nur olsun Erbakan Hoca vesile olmuştu. Ders başlamadan gelip oturur, ders bitinceye kadar da orada bulunurdu. Benim es geçtiğim ya da anlatmadığım noktaları da bir daha tekrar etmem için uyarırdı beni. Bu işler beni hep çok sevindirmişti. Bu dersler o tutukluk halini bertaraf edecek bir durum meydana gelmişti. Tutuklu evi bizim için bir medrese olmuştu. Onda da Erbakan Hoca’mızın payı büyüktü. Tutukluk evinde bir ailenin fertleri gibiydik.

Hoca’mız Nezahet Sahibi Bir İnsandı

Başka bir hatıram da; Hocamız “Allah Teâlâ inşallah nasip edecek biz buradan çıkacağız. İnşallah buradan beraat ettikten sonra Rabbimize şükretmek için buradaki arkadaşlarla birlikte bir umre vazifemizi yapalım” demişti. Orada kararlaştırdık ve 5 yıl kadar mahkeme devam etti ve netice de beraat ettik. Ve Hoca’mızın tavsiye buyurduğu umre vazifesini Allah nasip etti onu birlikte gerçekleştirdik. Zannediyorum 86 yılıydı. Bir arkadaşımız rahatsızdı gelemeyecekti. Hoca’mız nezahet örneği göstererek rahatsız olan arkadaşımız Oğuzhan beyi ziyaret ettik. “Kirazlı Dere’de kararlaştırılan vazifemizi yerine getirmek için gideceğiz. Ve sana da dua edeceğiz. Ve inşallah yine başka zaman da sizinle beraber umre yapmak nasip olur” şeklinde hayır duasında bulunduk. Ve gittik umremizi yaptık.

Hiç Merak Etme Yarın Sabah Alkışlarla Karşılayacaklar

Sayın Ecevit’le Hoca’mız bir hükümet kurmuşlardı. O zaman da Kıbrıs’taki Rumlar bizim Türk ve Müslüman kardeşlerimize çok büyük zulümler yapıyorlardı. Hükümet bu konuyu sürekli müzakere ediyor konuşuyorlar. Çünkü Rumlar tarafından işgal gibi acı bir durum vardı. Hükümet mahrem bir karar veriyor. Başbakan Ecevit ve İçişleri Bakanı Sayın Oğuzhan Asiltürk, Kıbrıs’ta hukukun korunması, kimsenin kimseye saldırmaması ve huzur içinde yaşamaları için İngiltere’ye gittiler. Fakat Kıbrıs’taki acı durum herkesi rahatsız ediyor, acı veriyor. TBMM Birleşik Toplantıları icraa edildi. Önce Erbakan Hoca’mız çıktı Başbakan Vekili olarak Kıbrıs’taki durumla ilgili biraz bilgi verdi. Kıbrıs’taki durumdan ıstırap duyduklarını ve Başbakan ile İç İşleri Bakanı’nın İngiltere’ye gittiğini söyledi. Ve İngiltere ile gerekli tedbirlerin konuşulacağını ve ona göre Başbakan Ecevit’in gelişinin beklendiğini kaydetti. Hoca’mızdan sonra kürsüye partisinin genel başkanı olarak Ferruh Bozbeyli bey çıktı. Dedi ki “Sayın Başbakan Vekili Necmettin Erbakan’ın Kıbrıs’la ilgili verdiği bilgiler bizi tatmin etmedi. Orada cinayetler işleniyor insanlar ölüyor. Erbakan’ın söylemlerine göre Başbakan İngiltere’den gelecek, konuşulacak ve karara varılacak bunlar beni tatmin etmiyor. TBMM üyeleri olarak hepimiz bekliyorduk ki Sayın Erbakan bizi tatmin edecek konuşmalar yapsın, onu göremedim.”

TBMM Başkanı, bugünkü konuşmaların bittiğini Kıbrıs’la ilgili karar için de Başbakan’ın yurda dönülmesinin bekleneceğini belirtti ve Meclis’i kapattı. Tabi kalabalık salondan çıkıyor ben Hoca’mızın yanındayım. Dedim; “Muhterem Hocam, Ferruh Bey’in söylediği şeyler yabana atılacak şeyler değil. Orada hakikaten cürümler işleniyor, bizden de bir yardım olmasa bu iş daha da ileri gidecek. Keşke daha geniş bir bilgi verseydiniz?” ben bunu derken Hoca’mız usulca kulağıma şu sözleri söyledi; “Hiç merak etme yarın sabah alkışlarla karşılayacaklar.” Hoca’mızın o söylediği söz hala bugün gibi kulaklarımda dolaşıyor. Ertesi gün sabah namazı için camiye gittim geldim. Radyoyu açtım ve Sayın Ecevit’in cümlesi; “Şuanda Türk ordusu Kıbrıs adasına çıkmıştır, Allah yardımcıları olsun.” Duyduklarıma inanamadım ve hemen hazırlandım Meclis’e gittim. Meclis, o gün sabahın erken saatlerinden itibaren ana baba günü gibiydi. O günkü Bayram havasını ve heyecanı kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Bütün vekiller adeta bir vücudun uzuvları gibi bir bütün oldular ve herkes bu kararın son derece isabetli olduğunu söylüyorlardı. Allah makamını cennet eylesin Muhterem Necmettin Erbakan Hoca’mız hem bize hem de birlikte hükümet kurduğu arkadaşlara olumlu ve güzel davranışlarıyla ahengi muhafaza ederek, Kıbrıs felaketini bertaraf etmişti. Ve Kıbrıs elhamdülillah hürriyetine kavuşmuş oldu.

Hoca’ma Söyleyemediğim Düşüncelerim Benimle Mezara Gidecek

* Hocamızla en son karşılaşmanızda neler konuştunuz? Hiç unutamadığınız bir hatıranız var mı?

Hocamızla son görüşmemizde Hoca’mız rahatsızlanmıştı. Ama ben Allah’ın izniyle iyileşecek, hizmetleri yine yürütecek diye düşünüyordum. Zaten onun ışık tutmasıyla arkadaşlar yine hizmetleri yürütüyorlardı. Bir konu vardı o konu hakkında istişare etmemizi ve bu konudaki fikirlerimi sordu. Kendilerine düşüncelerimi aktardım. Ama o görüşmede Hoca’mıza söylemek isteyip de söyleyemediğim bir durum vardı. Hoca’ma onu aktaramadan Hocam vefat etti. Bu içimde kaldı ama onu şimdi artık kimseye söyleyemem, o düşüncelerim artık benimle mezara gidecek.

Erbakan Hoca Manevi Alanda Çok Dikkatliydi

Muhterem Necmettin Erbakan Hoca’mızı yetiştiren ilim adamlarını şükranla anıyorum. Allah hepsinin makamlarını nur eylesin. Hoca’mız teknik sahada emsalinin üzerinde bilgi ve beceriye sahip olduğu gibi fıkıh, Hadis-i Şerif, Kur’an-ı Kerim konularında da büyük ilme sahipti. Hoca’mızı yetiştiren Hocaefendiler de “Türkiye daima yardım eden ülke olsun, ikram alan olmasın” diye Hoca’mızı her alanda en iyi şekilde yetiştirmişlerdi. Sonuç olarak Hoca’mız teknik sahada yetiştiği gibi, manevi alanda da büyük bir ilme sahipti. Hoca’mız maddi konularda uyanık ve dikkatli olduğu gibi manevi konularda dikkatli ve uyanıktı.

Unutulacak Bir Hatıra Değil

Hoca’mızın hastanede yattığını duydum. İlk anda hemen gitmek istedim ama ‘önce bir telefonla arayayım durumunu sorayım’ dedim. Aradım Hoca’mın abdest aldığını söylediler. Aramamın sebebi durumu eğer müsaitse hemen bir ziyarete gideyim istiyordum. Değilse de ne zaman arzu buyururlarsa o zaman ziyaret edeyim. Sabahtan bir telefon geldi Hoca’mızın daha da rahatsızlandığını ve yoğun bakıma alındığını söylediler. Hemen gittim Hoca’mın yanında oturarak 2 tane Yasin-i Şerif okudum. 3’üncüsünü okurken doktorlardan biri artık Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu söyledi. Ben de 3’üncü Yasin-i Şerif-i de bitirerek diğer arkadaşların yanına gittim. Cenazesini İstanbul’da aile kabristanlığına defnedildi. Cenaze namazını da kıldırmak bana nasip oldu. Ben ömrümde o cenaze namazındaki izdiham gibi başka bir izdiham görmedim. Ne seçimlerde ne de başka bir yerde. Allah milletimizden razı olsun bütün caddeler insan seliydi. O unutulacak gibi bir hatıra değil.

İbadetlerini Eksiksiz Yapardı

* Erbakan Hocamızın en belirgin özelliği neydi?

Erbakan Hoca’nın en belirgin özelliği hadiseleri mümkün olduğunca çok geniş açılardan ele almasıydı. Kendisini öfkelendirecek bir durum dahi olsa azami ölçüde öfkesini, üzüntüsünü yenip hiç belli etmemeye gayret eden bir huyu vardı. Ve en önemlisi de bana göre ibadetlerini eksiksiz yerine getiren bir zat olmasıydı. Hoca’mız durur, düşünür, istişare eder kimlerin hangi konuda bilgileri var onları alır, kendi bilgileriyle bir hamur eder ve bir netice çıkarırdı. Sonuç olarak, mazbut, geniş düşünceli, şefkatli, merhametli, yaptığını gücü yettiği kadar bilerek yapan ve vazifesinde hiç ihmal etmemenin zorunluğunu içinde duyan, gücü yettiğince yerine getirmeye çalışan bir insandı. Allah makamını nur eylesin. Biz razıyız kendisinden Cenabı Hakk da razı olsun.

“Cenab-ı Hak, Erbakan’ı İslam ülkelerine ihsan etti”

Umre vazifemizi yerine getirirken beni çok sevindiren bir olay yaşamıştık. Onu da paylaşmak istiyorum. Hoca’mızın çok sevdiği tanıdığı bir arkadaşı Racihi isminde Cidde’nin ileri gelenlerinden bir zat, Hoca’mızdan rica ediyor “Bir akşam benim misafirim olacaksınız, arkadaşlarınızla beraber.” Racihi beyin evine gittik, akşam namazını kıldıktan sonra bir bahçede oturduk. Sadece biz yoktuk orada Racihi Bey birçok arkadaşını da çağırmış oraya ve çok kalabalık bir ortamdı. Yemekten sonra bir sohbet yapıldı. O sohbette ev sahibi kalktı gelen misafirlere teşekkür etti ve kendisinin yerine ev sahibi olarak Muhammet Kutup beyin konuşacağını söyleyerek hemen oturdu.

Muhammet Kutup Bey kalktı ve çok güzel bir konuşma yaptı ama o konuşmada benim dikkatimi daha çok şunlar çekti; Muhammet Kutup Hoca, “İslam ülkelerine Cenab-ı Hak iki önemli insanı ihsan etti. Bunlardan birisi Abdülhamit Han’dır, ikinci olarak Cenab-ı Hak, Necmettin Erbakan kardeşimizi İslam ülkelerine ihsan etti. Necmettin Erbakan kardeşimizin kıymetini, kadrini iyi bilmemiz lazım. Bu bizim kardeşlik görevimizdir. İslam âleminin derdini, sıkıntılarını kendine dert edinen, bütün İslam âleminin her türlü ihtiyaçlarını kendilerinin halledebilecek bir seviyeye yükselmesi için bütün gücüyle çalışmaktadır. Bundan dolayı Allah kendilerine uzun ömürler versin” diyerek Erbakan Hoca’mıza sahip çıkılmasını istedi. Bu husus beni çok sevindirmişti.

Türkiye’mizin dışında olan ilim adamlarının Necmettin Erbakan Hoca’mızı tanımaları, takdir etmeleri çok hoşuma gitmişti. Ondan sonra hep şükrettim. “Yarabbi sana çok şükür ki

Hoca’mızı başka ülkelerdeki ilim adamları da biliyor ve seviyor” diye.

Milli Gazete


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,6 puan)/11
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500