Faizleri, zordaki bankalar için düşürmek istiyorlar

18.02.2015 08:17:14

Türkiye ekonomisinin son durumunu, dövizdeki yükselişi ve merkez bankası ile ilgili tartışmaları ekonomist Prof. dr. OSMAN ALTUĞ ile konuştuk.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

“Hem ‘düşük kur-yüksek faiz’ modeline devam edeceksin, hem de ‘faizleri indir’ diyeceksin. Ya bu modelden vazgeçersin hükümet olarak, o zaman faizleri indirme politikası uygularsın. Başta bunu model olarak kabul etmezsin. Neredeydin 2002’den bu yana? Faizler yüksek niye demedin de şimdi diyorsun? Çünkü bankacılık sistemi çok zor durumda. Bankalar açık veriyor… Bu açığı da Merkez Bankası’ndan onlara kıyak yaparak kapatmaya çalışıyorsun. Merkez Bankası Başkanı sizin kapıkulunuz değil.”

Röportaj: Nedim ODABAŞ

Türkiye’de son dönemdeki ekonomi politiği için, “makyaj ekonomisi” tabiri kullanıyorsunuz. Son verilerde işsizlik çok yüksek çıktı. Enflasyon ve faizin düşürülmesi noktasında Merkez Bankasıyla, ekonominin başındakiler, hatta Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında kavga yaşanıyor. Bu arada dolar da aldı başını gidiyor. Son gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birincisi, paranın değerini belirleyen asıl unsur, üretim gücüdür. Bir ülke düşünün 100 tane yumurta üretiyor, buna karşılık 100 tane lira basmış. Bu yumurtanın fiyatı 1 TL’dir. Yumurta üretimini artırmak için tavuklara iyi bakmak lazım, horozların yani yatırımcıların moralini iyi tutmak lazım. O zaman yumurta üretimi 100’den 200’e çıkar. Yumurta üretimi 100’den 200’e çıkarsa o zaman yumurtanın fiyatı 50 kuruşa düşer. Ne doların fiyatını, ne de liranın fiyatını Başbakan, Cumhurbaşkanı belirleyemez. Ne kadar yanlış bir algılama! Paranın değeri sürekli düşüyorsa, demek ki biz ürettiğimizden daha fazla tüketiyoruz. Neredeyse bir üretip, iki tüketiyoruz. Tükettiğimiz tarafı da borçlanma ile finanse ediyoruz. Borçlanma faizi, faiz enflasyonu, enflasyon paranın değerine yansıyor. Türkiye 24 Ocak 1980’de Serbest Pazar Ekonomisi ve Kalkınma Modelini seçti. Ve bu modele göre, belirleyici bir arz ve talep söz konusu. Meclis’te el kaldırarak değil, ekonominin kanunlarına göre bir yönetim demektir bu. Çok kaba bir tabirle, 24 Ocak’ta “yüksek kur, düşük reel faiz” hedeflenmiştir. Nereye kadar? 12 Aralık 1999’a kadar. Türkiye 20 yıllık süreçte bayağı bir ivme kazanmıştır. Bu süreç içinde bu modeli Turgut bey uygulamıştır, Süleyman bey uygulamıştır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan dahil herkes bu modele göre devam etmiştir.

“KALDIRACAĞIZ” DEDİLER SADAKATLE UYGLUYORLAR

12 Aralık 1999’da Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı diye bir program devreye girmiştir. Bu program ise daha önce uygulananın tam tersidir, “düşük kur, yüksek faiz” uygulamasına geçilmiştir. Bugünkü AKP hükümeti, seçim bildirgesinde bu programın bir IMF programı olduğunu, Türkiye’nin hayrına olmadığını belirtmiş, bu programı kaldıracağını taahhüt etmiştir. Ama gelin görün ki, iktidar olduktan sonra bu programı en sadık takipçisi olmuştur. Kurların düşüklüğü Türkiye’yi bir ithal malı cennetine dönüştürmüştür. Kurlar düşük olunca, ithal ürünlerle yerli sanayi rekabet edemez bir boyuta gelmiştir. Rekabet edemeyince yerli üretim gerilemiş, fabrikalarımız kapanmış, tarım kesimimiz dahil rekabet gücünden yoksun. Bir bakıyorsunuz her taraf AVM’lerle doluyor. Bu AVM’lerde satılanların yüzde 80’i ithal ürünler. Çünkü adamların üretim güçleri yüksek. Ürettikleri bir fazla var. Tüketimleri az… Maalesef, Türkiye, dünyada en fazla faiz uygulayan ülkedir. Bunun için de dikkatinizi belki çekmiştir, Wall Street’teki Borsanın çanlarını bizimkiler gidip çalıyorlar. Abdullah Gül de çaldı, Recep Tayyip Erdoğan da çaldı, ekonomiden sorumlu bakanlar da çaldı. O çanlar aslında bugünün göstergesiydi. Günü geldi borçları ödeyemedik. Ödeyemeyince, ‘Türkiye’nin borç ödeme sorunu yok’! Niye? Zaten ödemiyoruz. Dünyanın en yüksek faizini ödüyoruz, öteliyoruz borçları… Ne güzel! Şu anda Türkiye’nin borcu 600 milyar dolar.

IMF BORCUNU BİTİRMEK SLOGANİK GÖZBOYAMA

“IMF’ye borcu bitirdik” diye övünülüyor ama…


IMF’ye borcumuz yok! Sırf slogan… IMF bir banker değil, banka değil. Uluslararası ticaretin kesintisiz olarak devamını sağlama amacıyla belli limitler çerçevesinde ülkeleri fonlayan bir kurum. Bizim oradaki limitimiz 25 milyar dolar toplam. Bu 25 milyar dolar da hiçbir dönemde tam olarak kullandırılmamıştır. Ödedik diye kabadayılık yapmanın bir manası yok. Gülünç oluyorlar. Bilmeyene güzel geliyor tabi. Bir de döviz rezervi meselesi var. Peki sen ortağına yüzde 22 ile borçlanmışsın, döviz rezervi olarak tuttuğun paraya da bankalarda yüzde 5.22 faiz almışsın. Hangi aklı başında adam, yüzde 22 ile borç alır da, yüzde 5 ile borç verir? Bu paralar da senin tasarrufunda değil. Bir ülkenin 600 milyar dolara yakın borcu olacak, bunun 100 milyar dolarını da kasasında tutacak. Kimin parası? Sırf hava olsun mu? Niçin, “düşük kur-yüksek faiz” modeliyle, dolar kafayı kaldırınca piyasaya dolar vereceksin, yaptıkları bu. Müdahale… Yabancı bankalar da ‘hop, bizim paralarımız gidiyor’ diyorlar. Kurlardaki 1 liralık artış özel sektörün sırtına vurulan daha büyük kamburdur. Özel sektörün 283 milyar dolar borcu var çünkü. Bunun 133 milyarı da kısa vadeli. Neyle ödeyeceğiz?

Sahnelere çıkıp şiir söyleyerek öderse… Necip Fazıl’dan okursun, Mehmet Akif’ten okursun, sıkışırsın Nazım Hikmet’ten okursun… Hep okursun. Erbakan hoca eylem, bunlar söylem. Erbakan Hoca’yla bunlar arasındaki fark işte bu! Birisi eylemci, birisi söylemci. Erbakan Hoca’nın tek kaygısı buydu: Adam gibi yönetelim, adam gibi paylaşalım. Herkes konuşuyor, her gün herkes konuşuyor. İktidar konuşuyor, muhalefet konuşuyor. Yeni gündem maddesi olan sakızımız “açılım”… Oh ne güzel bir memleket!

Merkez Bankası’yla olan kavgaya ne diyeceksiniz hocam?

Birincisi, sen “düşük kur-yüksek faiz” modeline devam edeceksin. Hem de “faizleri indir” diyeceksin. Ya bu modelden vazgeçersin hükümet olarak, o zaman faizleri indirme politikası uygularsın. Başta bunu model olarak kabul etmezsin. Neredeydin 2002’den bu yana? Faizler yüksek niye demedin de şimdi diyorsun? Çünkü bankacılık sistemi çok zor durumda. Serbest pazar ekonomisinde en önemli özellik, sözleşmeye bağlılık ilkesidir. Ben şimdi gitmişim bankaya, konut kredisi almışım, araç kredisi almışım, kredi kartlarını kredilendirmişim. Ne yapmışsın sen? Ey bankalar kredi kartlarının borçlarını yeniden yapılandır. Allah Allah.. Peki bu parayı kim ödeyecek? Peki banka iki senelik finansmanı nasıl karşılayacak?

BANKALAR S.O.S VERİYOR

Merkez Bankası ile diğer bankaların arasındaki bağ nedir?


Bankalar açık veriyor… Bu açığı da Merkez Bankası’ndan onlara kıyak yaparak kapatmaya çalışıyorsun. Diyorsun ki Merkez Bankası’na, “Bankalara daha uygun faizle borç ver”. Kim veriyor bu parayı? Merkez Bankası da Hazine kaynaklarından veriyor bu parayı. Banka şimdi senden yüzde 8’le alıyor, yüzde kaçla halka satıyor? Minimum yüzde 12… Esnafa yüzde 20... Böyle bir olayda, bu “üç kağıt ekonomisi”; döviz, faiz, borsa... Biri inerse, biri çıkar. O zaman Merkez Bankası Başkanı sizin kapıkulunuz değil, O’nu şamar oğlanına döndürmek haddiniz değil. Madem ki, Merkez Bankası bağımsız bir kurum diyorsunuz, o zaman modeli değiştireceksiniz. Dolar çıkarsa özel sektörün bu yıl 866 milyar lira ödeyecek borcu var. O zaman bunun adına “kışla ekonomisi” derler. “Böyle olacak”… Herkese emir verebilirsin, ama ekonomiye emir veremezsin. Ekonominin kuralları acımasızdır. Hiç kimsenin haddine değil. Keşke bir tatlı cadı bulsak da burnunu şöyle bir kıvırsa, in dese inse, çık dese çıksa.


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,8 puan)/7
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500