Kim, Kime, Kimin Adına Operasyon Çekiyor?

16.01.2015 14:47:22

Türkiye gündemi operasyonlara kilitlenmiş vaziyette. Ülkemizde yaşananlar dünyada da geniş yankı uyandırdı. Milletimizi ve geleceğimizi yakından ilgilendiren bu gelişmeler, acaba kimin/kimlerin işine yarıyor? Asıl irdelenmesi gereken işin bu boyutu olsa gerek.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Türkiye gündemi operasyonlara kilitlenmiş vaziyette. Ülkemizde yaşananlar dünyada da geniş yankı uyandırdı. Milletimizi ve geleceğimizi yakından ilgilendiren bu gelişmeler, acaba kimin/kimlerin işine yarıyor? Asıl irdelenmesi gereken işin bu boyutu olsa gerek.

Milletimizi derinden sarsan, insanımızı ayrıştıran, ekonominin çarklarını durma noktasına getiren, bitmek tükenmek bilmeyen operasyonların milletimize ne faydası var, bu konunun iyi düşünülmesi gerekir.

Mesele güncel gelişmelerle sınırlı değildir elbet. 1950’lerden itibaren milletimiz adeta narkozdan uyanmaya çalışıyor. Kendisine yapılanları anlamaya, tabi tutulduğu büyük ameliyatların acısını hafifletmeye uğraşıyor. Aynı zamanda eski güzel günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyor. Peş peşe gelen ve üst üste biriken sorunlar, özü itibariyle hep aynı. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana karşılaşılan ve daha öncesinde de yaşanan olumsuzlukları hep birlikte tezekkür edelim. 150 yılı aşan bir süreden beri karşılaşılan ve çözüm bekleyen sorunlar derin bir krize dönüşmüş durumda. Bu ağır kriz hali yetmezmiş gibi, birde, her dönemde gücü eline geçiren veya kendisinde güç vehmedenler, rakip gördüklerine, dolaylı olarak da millete operasyon çekiyorlar. Gerekçesi ne olursa olsun, yapılanların bedelini her defasında millet ödüyor. Sultan Abdülaziz ve Sultan 2. Abdülhamid’e yapılan müdahaleler ve sonrasında çekilen acılar... Şeyh Said ve dersim olaylarının akabinde devlet eliyle işlenen cinayetler... 1960’ta, 1971’de, 1980’de ve 1997’de; darbe, muhtıra ve post-modern darbe yoluyla defaatle milletin önünün kesilmesi...

Çok eskilere gitmeye gerek yok. 28 Şubat 1997’den bu yana olup bitenleri hep birlikte şöyle bir akıl süzgecinden geçirelim: Askerler kullanılarak asrın lideri Başbakan Erbakan kenara konuldu; milletin özü, özeti ve kendisi olan Refah Partisi kapatıldı. Tabir yerindeyse, güç bela kendi doğal yatağını bulmuş olan nehrin yönü darbecilerin eliyle bir kez daha değiştirildi. Arkasından, camia kullanılarak askere müdahale edildi. Şimdi de iktidar partisi eliyle camiaya müdahale ediliyor. İktidar partisine kimin eliyle müdahale edilecek, onu da bekleyip göreceğiz. Bütün bu yaşananların birçok sebebi olabilir, ama kanaatimizce asıl neden bu yapıların fazla büyümüş olmalarıdır. Müdahale edilen yapıların doğru kurgulanıp kurgulanmadıkları veya hangisinin doğru hangisinin yanlış yolda olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Dünyanın yönetimini hileyle ellerine geçirmiş olan güç odakları meseleye farklı bakarlar. Onların bütün derdi kontrolde tutma, yönetme ve menfaatlenme. Bu konularda en ufak bir endişe duydukları zaman kıyameti koparırlar. Geçmişte İhlas camiasına da aynı nedenle müdahale edilmiş olmalı. Çünkü onların da o yıllarda ticaret hacimleri büyüdü; medya sahasında ilerledikleri görüldü, TV yayınları geniş kitlelere ulaştı, gazetelerinin tirajı bir milyona dayandı. İşte, kuvvetle muhtemeldir ki, onlara da bu yüzden müdahale edildi. Görüldüğü gibi asıl neden büyüme. Bu adamların marjinal yapılarla ilgilendikleri yok. Bu tür yapılarda dilin daha da sivrileşmesi, ufak çaplı güç kullanımı ve benzeri olaylar da yaşansa, bundan rahatsızlık duymazlar. Hatta belki bu duruma memnun da olurlar.

Küresel sistem aynı usullerle, dünya ölçeğinde benzer şeyler yapmıyor mu? Bilinen nedenlerle devletlere müdahalede bulunuyor. İslam Coğrafyasında eski diktatörleri gönderip yerlerine yeni işbirlikçilerini getiriyorlar. Sınırlar yeniden çiziliyor. Geçtiğimiz yüzyılda dedelerinin zulümle, kan akıtarak, cetvelle çizdikleri sınırları bu defa torunları aynı yolla bir kez daha elden geçiriyor. Peki neden? Nedeni açık: Sadakatlerinde şüphe bulunmayan rejimlerin yaşlanmış olması, kendi halklarının gözünden düşmüş olmaları ve gelecekte kontrolden çıkma ihtimali.

Bütün bu olup bitenleri sağlıklı değerlendirmeye, karşılaşılan sorunlara çözüm üretmeye, hatta düşünmeye dahi fırsat verilmiyor. Özellikle tartışılan son konular ve yaşanan olaylar bahane edilerek insanımız iki yanlıştan birini tercih etmeye zorlanıyor. Bir kısım yanlışları önlemek için istenilen destek, bazı yanlışların da üzerini örtmek için kullanılacağa benziyor. Halbuki hiç kimse doğru dururken iki yanlıştan birini tercih etmek mecburiyetinde değildir. Sağlıklı yaşamak varken, iki hastalıktan birine razı olmak akıl karı olamaz.

Kimi, kime karşı, kimin adına savunacağız? Birileri önce bu sorulara cevap vermeli. Öyle değil mi?


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,7 puan)/14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500