'Birlikte kazanır, birlikte kaybederiz'

14.11.2014 16:07:52

İran'ın Ankara büyükelçisi ali rıza bigdeli: Ortadoğu'da oynanmaya çalışılan Şii-Sünni çatışmasından, kangrenleşen Suriye krizinin nasıl çözüleceğine, Takiyye tartışmalarından, Mescid-i Aksa konusunda Türkiye ve İran'ın ortak yapabileceklerine kadar bir dizi sıcak konuyu İran'ın Ankara Büyükelçisi Ali Rıza Bigdeli'ye sorduk.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Türkiye ile İran’ın birlikte hareket etmesinin önemine ısrarla değinen Büyükelçi Bigdeli, “Ya birlikte kazanır, ya da birlikte kaybederiz. Bölgemizde Şii-Sünni çatışması körüklenmeye çalışılıyor. Mezhep çatışması sonumuz olur” uyarısında bulundu.

İran’ın Ankara Büyükelçisi Ali Rıza Bigdeli, Milli Gazete Ankara Temsilcilisi Mustafa Yılmaz, Haber Müdürü Sadettin İnan, İstihbarat Şefi Ahmet Açıkay ve Parlamento muhabiri Ahmet Yavuz ile öğle yemeğinde bir araya geldi. Açıklamaları ve ziyaretleri ile farklı bir profil ortaya koyan Büyükelçi Bigdeli, Milli Gazete’ye çarpıcı tespit ve değerlendirmelerde bulundu.

İşte çarpıcı röportajdan önemli başlıklar…

Türkiye-İran İlişkilerinin Mimarı Erbakan’dır


Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler noktasında üç geçerli söylem var. Bir kesimin inancına göre, Türkiye ve İran bir birine karşı olmalıdır. Bunlar şöyle inanırlar. Cennetin yolu İran’dan geçse bile başka bir yol bulmaları lazım. Bu karşıtlık inanç ve söylemi düşmancadır. Buna karşı bir şey yapmak zor gözüküyor. Bir kesimde ilişkilerimize maddi boyutuyla bakıyorlar. Söylemlerinin temelini rekabet üzerine kuruyorlar. Ama tüm bunlara karşı öyle bir kesim daha vardır ki, onların temelini ortak tarih ve kültürümüz oluşturmaktadır. Bu kesim etkileşim peşindedir. Bu söylemin en belirgin savunucusu da merhum Necmettin Erbakan Beyefendidir. Kendileri bu söylemi güçlendirmek adına gerçek adımlar attı. Bugün bölgemizin koşulları gerçekten çok karmaşık. Bizim için etkileşim karşıtı olan kişinin Türk ya da İranlı olması fark etmez.

İran Alimleri, Milli Görüş Ve İhvan…

Ne yazık ki bizler İslam dünyasında etkileşim konumuna yeterince ulaşamadık. Esasen kolay olmasa bile, 500 yıldır yapamadığımız bir şeyi şimdi 30-40 sene içinde yapmamız pek de kolay olmasa gerek. Ama bu konuda bizim dini alimlerimizin 150 senelik çabaları vardır. Bu çabalarının sonucu ve başarısı İran İslam Devrimidir. Türkiye’de ise Milli Görüş’ün başarılarıdır. Arap dünyasında da bir nevi İhvan-ı Müslimin’in çalışmalarıdır. Ne yazık ki bu saydıklarımı da İslami, dini işbirliğinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar.

Şii-sünni çatışması körükleniyor!

Hali hazırda Şii-Sünni çatışması konusunda İslam dünyasında çok fazla çaba gösteriliyor. Şii-Sünni unsurunu bizi birbirimizden ayırmak için önemli bir unsur olarak kullanıyorlar. Biz İran’da Şii bir ülke olarak çok daha iyi algılıyoruz ki, bütün bu gelişmelerin arkasında çok büyük bir komplo var, Sünni-Şii mezhep çatışmasından en çok zararı görenler yine bizler oluruz.

İslam Birliği Temel Politikamız

“Efendim siz Türkiye’de neden bunu, ya da siz İran’da neden şunu yapıyorsunuz?” soruları sorulur. Bizlerin İslam devriminden sonraki temel eksenimiz, İslam Birliğini geliştirmek olmuştur. İslam’ın büyümesi ve İslami uyanış doğrultusunda yapılan bütün hareketler dikkate alınmalıdır. Bu anlamda, Türkiye’deki gelişme ve değişim diyebilirim ki mucizeye yakın bir şeydir. Sizin ülkenizde hali hazırda laik bir anayasa mevcuttur. Ama buna rağmen sizin ülkenizin her tarafında İslami uyanışı geniş çaplı olarak görmek mümkündür.

Takiyye İddiaları Aldatmacadır

Ben, hayatımın 15 senesini yurtdışında geçirdim. Ama hiçbir zaman herhangi bir konu ile ilgili “takiyye” yaptığımı hissetmedim. Ama Türkiye basınındaki bazı yazılara bakarsak, sanki biz sabahtan akşama “takiyye” ile meşgulüz. Çok ilginçtir. İsrail’i açık ve net bir şekilde tehdit eden bir ülkenin bu tutumunun neresinde “takiyye” olabilir? Örneğin Türkiye hakkında gelip nasıl “takiyye” yapacağız? Biz şaşırıyoruz. Bu konunun neresi gündeme getirmeye değer görülüyor? Bu konuda, bir kasıt söz konusu.

Komşu Ülkenin Önemini Bizden Daha İyi Bilen Olamaz

Biz yaklaşık 35 senedir, dünyanın büyük güçleri ile mücadele içindeyiz. Bu mücadele içinde komşu bir ülkenin ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. Ama aleyhinde yaptırım uygulanmamış bir ülke bu algıya sahip olamaz, bunu tam anlayamaz. Bizim elde ettiğimiz tecrübeler önemlidir. Biz, İslam dünyası içinde İslam Birliğine bağlı kalmanın önemini herkesten daha iyi anlıyoruz.

Etnik Ve Mezhep Çatışması Sadece İsrail’in Menfaatine

Biz şu inancı taşıyoruz ki, Türkiye ve İran bu bölgedeki istikrarsızlıktan zarar görür. Bölgemizde ve sınırlarımızın etrafındaki gelişmeler ve çatışmalar, kesinlikle yabancı unsurların bölgemize girişini açacaktır. Ve her iki taraf için de bu zarar demektir. Her iki taraf olarak bölgemize yabancı müdahaleye karşıyız. Bölgede cereyan eden çatışmalar, etnik ve mezhebi bir yön alırsa bu durum hem bölgemizin, hem de ülkelerimizin zararına olacaktır. Ama bu süreç, şüphesiz ki en çok İsrail’in işine yarayacaktır. İnsani boyut olarak her iki ülke de şuna inanıyor. Suriye’deki çatışmalar ne kadar uzarsa, en çok Suriye halkına, insanına zarar verecektir. Dolayısıyla Türkiye de, İran da, Suriye’deki çatışmaları bir an önce sonlandırmak gerektiğini biliyorlar.

Suriye’de En Acil Şey Ateşkes

Suriye sorunu, bölgemizdeki tek bir ülkeye has bir sorun değildir. Bu sorunun çözümüne yardımcı olmak isteyenler, bölgemizi bütün olarak ele almalıdır. Burada bize göre yapılması gereken ilk şey, ateşkesin sağlanması ve buna yardımcı olunmasıdır. Bu ateşkes ‘Esad’la birlikte mi olsun Esad’sız mı olsun” bu sonraya bırakılması gereken bir konudur. Suriye halkının menfaatini ve yararını düşünenler, önce şu soruya cevap versin: Bu çatışmaların, devam etmesi kimin zararınadır? Suriye halkının zararına değil mi!

Suriye’de Çözüm İçin Afganistan Tecrübesi

Biz bu ülkenin geleceğini belirlemek adına, demokrasisinin daha üst düzeye çıkmasına destek vermeliyiz. Benzer tecrübelerden ders almamız lazım. Örneğin Afganistan tecrübesi bizim için çok değerlidir. Bu ülkede gelişmeler boy verip, çatışmalar hat safhaya çıktığında bütün ülkeler, öncelikle bir devletin kurulması noktasında mutabık kaldı. Daha sonra güvenlik, istikrarını sağlamayı öngördüler. Mevcut bir devleti, onun yerine konacak bir devlet sistemi düşünmeden, ortadan kaldırmak, kesinlikle o ülkeyi kaosa sürüklemektir.

Siyonizm Başarısız

Şunu söylemeliyim. Mevcut koşullarımız, biz Müslümanlar için 10 yıl öncesine göre daha uygun ve olumludur. Esasen bütün Müslümanlara da bu umudu vermemiz lazım. Bizlerin ekseni kesinlikle doğru bir eksendir. Bazı Müslümanlarla konuştuğunuz zaman, İslam dünyasındaki bu fitne ateşinden umutsuz olduklarını söylüyorlar. Ama şunu da unutmamak lazım; Dünya Siyonizm’inin İslam dünyası ve Filistin için öngördüğü proje, şu anki koşullardan çok farklıydı. Onların planına göre, 21. yüzyıl başında Filistin meselesi diye bir mesele kalmamış olması gerekiyordu. Ama bugün bu sorun sadece var olmakla kalmamış, İslam dünyası ve Müslümanların en önemli eksenini oluşturuyor.

Mescid-İ Aksa İçin Daha Bilinçli Olmalıyız

Siyonistler, Mescid-i Aksa’ya karşı çirkin tavırlarıyla Müslümanların duygularını kışkırtmak istiyorlar. Biz Müslüman ülkeler Mescid-i Aksa konusunda daha istekli, daha bilinçli ve daha katı olmamız lazım. Siyonistlerin oyunlarının, bizim ilgimizi İslam Birliği ve bölgemizdeki sorunlarımızdan uzaklaştırmasına izin vermemeliyiz. Çünkü bölgesel sorunlarla ilgili hayati bir dönem yaşıyoruz. Ve umut ediyoruz ki bütün bu gelişmeler, bütün acı yönleriyle Müslümanların İslami birlik adına daha başarılı olmalarına, daha müreffeh bir hayata sahip olmalarına vesile olsun. Şuna inanıyorum ki, şu anda içinden geçtiğimiz bu ateş, hem Şia, hem Ehl-i Sünnet için çok daha aydınlık yolu bize vaat edecektir.

İşbirliğimizi Arttırmalıyız

Bildiğiniz gibi biz 35 senedir, bir ekonomik ambargo altında yaşıyoruz. Madem böyle, biz de bazı şeyleri fırsata çevirelim diye düşündük. Yaptırımların pozitif yönlerinden biri de, İran’ın komşularına olan ilgisini ve dikkatini arttırmasıdır. Komşu bir ülkenin önemi yaptırım koşullarında çok daha değerli hale geliyor. Bir tesadüf değildir. Bildiğiniz gibi ekonomik işbirliğimizin rekoru yaptırım döneminde gelişmiştir. İran ve Türkiye arasındaki ticaret hacmi, yaptırımdan önce 9 milyar dolar idi. Ambargodan sonra ise 23 milyar dolara kadar ulaştı. Ama Amerika, bizimle işbirliği yapan bazı ülkelerde casusluk faaliyetinde bulundu. Nerede İran ile Türkiye arasında bir işbirliği gördülerse, hemen oraya saldırdılar. Örneğin bizim Halkbank ile olan ilişkimiz, hiçbir şekilde uluslararası kurallara aykırı değildir. Gerçek şu ki, onlar esasen işbirliğinin kendisine karşıdırlar. Bu işbirliğini bozmak için ellerinden ne gelirse onu yaparlar. Gerek görürlerse BM Güvenlik Konseyinden karar bile çıkarırlar. Ellerindeki bütün imkânları kullanırlar.

Mesele Demokrasi Değil, İsrail’in Güvenliği

O dönemde biz şunu düşünüyorduk. Suriye ve Türkiye arasında gelişen ilişki, Türkiye ile İran arasındaki gelişen ilişkiye, Irak’ta eklenirse bölgede büyük işbirliklerine imza atabilirler. Bölgesel menfaatler için bu, bizim bakış açımızdı. Ama buna karşın bir de Siyonistlerin bakışı vardı. Bundan rahatsız olan bir bakış, Siyonizmin düşüncesi şuydu Ortadoğu için: “Bölgedeki bütün ülkeler bir biri ile çatışmalı, çekişmeli ve kavgalı olup birbiri ile kopmalı. Müslüman ülkelerin her biri sadece Batı ve Amerika ile ilişki içinde olmalı.” Bu, şu anlama geliyordu; bölge içinde kendi aralarında irtibatlı olmak yerine, her bir Müslüman ülke direk bir çizgi, hat ile doğrudan doğruya Amerika ve Batıya bağlı olacak. Tamam. Ancak Amerika ve Batı ile ilişki kurmaya çalıştığınız zaman da, Siyonizm diyor ki; “Hayır, Batı ile ilişkilerinizi İsrail üzerinden kuracaksınız.” Wikileaks belgelerinin içinde bu konuda çok fazla belge mevcuttur. Bu belgelere göre de Amerikalılar, bölgedeki ülkelerin birbiriyle ilişkilerinin kopması için çaba göstermişler. Özellikle de Suriye ve İran İslam Cumhuriyeti ilişkilerini bozmak için çalışmışlar. Burada bir soru akla geliyor. Bu iki ülkenin ayrılmasında Siyonistlerin ne gibi bir yararı olabilir? Bu sorunun cevabını bulan, şunu da anlayacaktır. Suriye’yi krize bulaştıran kişi de, aynı krizlerin peşinden giden kişidir. Şayet Suriye, İran ile olan ilişkisini kesmiş olsaydı. İsrail’e karşı o direniş çizgisi kırılmış olsaydı, Beşşar Esad, İsrail ve Siyonizme karşı duruşunu değiştirmiş olsaydı, belki o da bir çok Arap ülkesi gibi, ki çoğu demokratik değildir ve insan hakları savunulmuyor, belki o da onlar gibi rahat edebilirdi. (Milli Gazete)

10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(4 puan)/5
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500