Diyarbakırda barış gösterisi mi?

19.11.2013 06:56:16

Geçtiğimiz Cumartesi günü Diyarbakır’da tarihi bir buluşma gerçekleşti.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Geçtiğimiz Cumartesi günü Diyarbakır’da tarihi bir buluşma gerçekleşti.

Başbakan Tayyip Erdoğan’la Mesut Barzani Diyarbakır’da buluştu. İbrahim Tatlıses’le Şivan Perver Diyarbakır’da düet yaptı, dört yüz çiftin toplu nikahı kıyıldı.

Mesut Barzani’nin Başbakanın davetlisi olarak Diyarbakır’a gelmesi sıradan bir olay değildir. Bu buluşmanın Türkiye’de bölgede ve Ortadoğu’da büyük bir heyecan oluşturduğu kesin. Kim ne derse desin bu çok önemli bir gelişmedir ve bölge için bir dönemin sonu ve yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır.

Geçtiğimiz Cumartesi, gözler Diyarbakır buluşmasına çevrildi. Bu ani gündem değişikliğinin sebebini soranlar haksız sayılmazlar. Önce, dilerseniz Erdoğan Barzani ilişkileri neydi ne oldu, ona bakalım ve bu ikili arasında yakın geçmişte yaşanan diyaloğu birlikte hatırlayalım. Arkasından yeni sürecin nereye varabileceğini sorgulayalım.

Çok değil bundan beş sene önce Erdoğan ve Barzani arasında çok sert rüzgarlar esiyordu. 2007 yılının Ekim ayı sonunda karşılıklı restleşmeler yaşandı. Arkasından tehditler savruldu. Son olarak da savaş hazırlıklarının başladığı yazılıp çizildi.

- Barzani: “Kerkük’e karışırsan, Diyarbakır’a karışırım”.

- Erdoğan: “Muhatabım değilsin, haddini bil. Bizim kim olduğumuzu tarih iyi bilir, biz aşiret değiliz... Terör örgütüne yataklık yapıyor, bedeli çok ağır olur” demişti.
Bülent Arınç da ağır konuşmuştu: “Barzani’nin lafları Türkiye’nin egemenlik hakkına tecavüzdür, bizim pasaportumuzla canını kurtardığı günleri unutmasın, verdiğimiz ekmek bile hâlâ kursağında duruyor, uyarıyorum, perişan olur” demişti.

Cumhurbaşkanı’ndan Genelkurmay Başkanı’na ve siyasi parti liderlerine kadar herkes net ve sert mesajlar verdiler o günlerde. Gazeteler de attıkları manşetlerle taarruza geçmişlerdi. İşte o günlere ait bazı gazete manşetleri:

“Barzani kin kustu” “Küstah Barzani” “Kukla Barzani” “Barzani kaşınıyor” “Osmanlı tokadı istiyor” “Günah bizden gitti” En sert manşeti Hürriyet Gazetesi atmıştı.

Hürriyet gazetesi Barzani’yle Talabani’nin fotoğrafını yayınlayıp “Ortadoğu’nun dansözleri” demişti.

Önce, peşinen şunu söyleyelim: Savaşın yerine barışın egemen kılınması takdir edilecek bir davranıştır. Akıl sahibi olan hiç kimse barışı reddetmez. Ancak, Diyarbakır’da yaşananlar bir barış gösterisi mi, bu konu iyi irdelenmeli. Ciddi bir devlet için, iç politika konularında olduğu gibi, akıntıya kapılıp sürüklenmek ne kadar doğru olur?

Biz, Sudan’da olup bitenleri hatırlatmak isteriz. Sudan’da yaşananlarla Türkiye’de yaşananları yan yana koyup bir mukayese edildiğinde görülecektir ki aynı süreçler orada da yaşandı. Sonunda Sudan bölündü. Küresel güçlerin kontrolünde gerçekleşen bölünme hafızalardaki tazeliğini koruyor. Orada da ayrılıkçı terör hareketleri uzun bir sükunet ve hazırlık döneminden sonra 1983 yılında Albay John Grang liderliğinde yeniden alevlendi. Sudan çok acı çekti. Yüz binler hayatını kaybetti. Ülke ekonomisi çökmenin eşiğine geldi. Ardından terörist liderle resmi görüşmeler yapıldı. Adamlarına hükumette bakanlık ve devlette kadro tahsis edildi. Bunların hiç biri yetmedi ve şu tavizler verilerek bu günlere gelindi:

- 2005 yılında Kenya’nın başkenti Nairobi’de Afrikalı 20 devlet ve hükümet başkanı huzurunda ve dönemin ABD dışişleri bakanı Colin Powel’in nezaretinde ateşkes imzalandı.

- Ateşkes anlaşması; bölgeye özerk yönetim, 6 yıl sonra bağımsızlık referandumu ve bu süre içinde ayrılıkçı lidere Cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi şartlar içeriyordu.
- Anlaşma gereği, John Grang Sudan Cumhurbaşkanı birinci yardımcılığına getirildi.

- Grang yeni görevinde bir ayını doldurmadan geçirdiği helikopter kazasında hayatını kaybetti. Bu defa aynı göreve Grang’ın yardımcısı Salva Kiir atandı. İç ve dış taleplerin ardı arkası kesilmedi.

- 9 Ocak 2011 de yapılan halk oylamasında bölünme kararı çıktı.

- 9 Temmuz 2011 de Tsi saat 10.45’te Güney Sudan parlemanto başkanı James Wani Lagga bağımsızlık beyannamesini okudu ve Sudan resmen ikiye bölündü.
Lütfen dikkat buyurun! Aynı tarihlerde Irak’ta Celal Talabani ABD tarafından Irak Cumhurbaşkanlığına getirilmişti. Mesut Barzani için de Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanlığı uygun görülmüştü. Türkiye’de bölgesel olayların artması, tartışmaların alevlenmesi ve İmralı’yla pazarlıkların aynı dönemde yapılmaya başlaması sizce bir rastlantı olabilir mi?

Bazı İslam ülkelerinin karşı karşıya bulunduğu kökü dışarıda bölücü faaliyetleri çok büyük bir tehlike arz etmektedir. Bölünüp parçalanmak emperyalistlerin işine yarar. Zulme uğrayan toplulukların yapması gereken bölünme değil, o ülkenin siyasi rejimini ve zulüm düzenini değiştirmek için mücadele etmektir. Bizim bu tespitimiz mevcut devletlerin ve rejimlerin masum olduğu anlamına gelmez. Türkiye, Sudan, Irak ve diğer ülke yönetimleri kendi halklarına sayılamayacak kadar zulümler uygulamıştır. Ancak hiçbir mazeret bölünmeyi meşru kılmaz. Etnik eksenli ayrışmalar başka sorunlara da kapı açar. Bölünmenin ve un ufak olmanın sonu yoktur. Çare bölünme, parçalanmada değildir. Çare birlik olmaktır, çare İslam kardeşliğidir, çare İslam Birliği’dir.

Sadrettin Karaduman / Ajans5.com



10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3,5 puan)/52
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500
yolcu
ist

28.11.2013

Yazarın kalemine yüreğine sağlık mükemmel,bir analiz ve tespit.
      Beğen (3)          Beğenme (0)