Eğitim sistemimizi Abdulhamit’e mi borçluyuz?

19.09.2013 16:38:06

Böyle bir başlıktan bazıları gocunacaktır; ama aksi iddia edilse de Cumhuriyet, ‘Tanzimat Süreci’nin bir devamıdır.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Böyle bir başlıktan bazıları gocunacaktır; ama aksi iddia edilse de Cumhuriyet, ‘Tanzimat Süreci’nin bir devamıdır.

İlk belirtileri savaş meydanlarında ortaya çıkan Batı karşısında geri kalmışlığını, Osmanlı, anlar anlamaz ‘Batı gibi olmaktan’ başka bir çarenin olmadığını doğru keşfetmişlerdi.

Adı resmen konulmayıp gizliden de olsa ilk, Batı gibi güçlü olma(batılılaşma), Lale Devri’yle başlar. Tanzimat’la sonunda Osmanlı devlet yönetimi, niyetini açıkça ortaya koymuştur.

Tanzimat, batılılaşmanın cesurca atılan resmi ilk adımıdır.

Öncelikle askeri sistemde batılılaşmaya giden Osmanlı, Tanzimat sürecinde bunu diğer alanlara da yaymaya başlamıştı. Bu süreçte eğitimin çok önemli olduğunu anlayan Osmanlı devlet yönetimi, İkinci Abdülhamit döneminde bu alanda büyük adımları atmıştır.

Bu amaçla ilköğretimden başlayarak ‘Batı tarzı eğitim sistemini’ uygulayan İstanbul ve diğer büyük merkezlerin dışında Anadolu’nun önemli merkezlerinde de okullar açan Sultan İkinci Abdülhamit olmuştur. Bu okullarda yapılan uygulama bugünkü laik eğitim sistemimizin temelini oluşturuyordu.

Ancak Batı’nın aydın ve devlet adamlarımız üzerindeki güçlü etkisi, Osmanlı topraklarında o günkü ifadeyle güçlü bir’ hürriyet özlemi’ ve ‘milliyetçilik duygusu’nu kasırda gibi yaymıştı.

Abdülhamit’in açtığı ‘batı tarzı eğitim yuvalarında’ hürriyet idealleriyle Abdülhamit karşıtlığı oluşur ve oluşturulurken Batı’daki pozitivist akım gereği müthiş bir din karşıtlığı da gelişiyordu.

Bu bağlamda o dönemde Ziya Gökalp’in babasının oğlu için şu endişesi manidardır: “okursa dinsiz okumazsa eşek olur”. Gerçekten de dönemin eğitim sisteminin gençlik üzerinde etkin kişisi Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp olmak üzere gençliğe din karşıtlığı aşılıyordu.

Aynı zamanda medreselerin ve eski eğitim sisteminin de devam ettiği bu süreçte henüz pek bilinmeyen Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Abdülhamit’in huzuruna çıkıp eksikleri ifade ederken ısrarla doğuda ‘fen ve din ilimlerinin birlikte tedris edileceği’ bir okul açmak istediğini bunun için kendisine imkan ve müsaade edilmesini ister. Zamanın katı bürokrasisinin yönlendirmesiyle Said Nursi’ye deli damgası vurulur ve bir süre hapse atılır.

Bediüzzaman’a, bugünkü üniversite düzeyinde böyle bir okul açmak ve açtırmak nasip olmaz. Ama onun takipçileri olan Nur Ailesinden hiçbir kimse ve grupta böyle bir hayali gerçekleştirmeyi hedeflerine koymaz. Hem sistem olarak hem de yapı olarak temelini Abdülhamit’in açtığı okullardan alan Cumhuriyet dönemi Batı tarzı laik eğitim sistemini çok güzel işleten okullar açarlar. Bunu, adımızı iftiharla cihana duyuracak şekilde tüm dünyaya yaymışlardır.

Dünya çapında gözde Cemaat okullarının var olduğu, Seçmeli Kuran ve Siyer derslerinin okullarda okutulmaya başladığı, ilahiyat fakültelerinde felsefe derslerinin kaldırıldığı günümüzde eğitim ve eğitim sistemimiz üzerinde derin araştırmalar yapılması gerektiğini özellikle vurguluyorum. Okulları yaygınlaştırıp salt öğretim vermek yeterli oluyor mu acaba? Hedefimiz olan Batılılaşma, uygar ülkeler düzeyine çıkmada hangi aşamadayız biliniyor mu?

Medreselerinde devam ettiği Sultan Abdülhamit döneminde bir din alimi olan Said Nursi Hazretlerinin doğuda ve özellikle de din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir okul kurma gayreti ve cesurca girişimi bizlere ne ifade ediyor? Yoksa asıl çözüm onun hayali mi?

Hasan Tülüceoğlu / Ajans5.com


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,8 puan)/25
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500