Savaş Şam'a ulaştı ama...

15.04.2013 13:07:00

Independent gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Şam izlenimlerini yazdı.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

"Savaş Şam'a ulaştı ama şimdilik bir savaş alanı yok"

Independent'ın Orta Doğu muhabiri Şam sokaklarına geri döndü.

Şam kuşatma altında mı? Elbette. Peki, savaşta mı? Bundan emin değilim. Azem Sarayı ve havada inşa edilen cami, İmam Hüseyin'in kafasının olduğu, Selahaddin Eyyubi ve Yahya Peygamber'in son dinlenme yeri olan 8. yy'a ait kırılgan mozaikleriyle görkemli Emeviye Camii ve Qasioun Dağı’ndan Deraa’ya uzanan şehrin üzerindeki yüksek kabuklar çatırdıyor. Alan patlamalarla sarsılıyor. Yine de aşağı Barada Nehri kenarında benim en sevdiğim Han'da latte ve çikolatalı kruvasan 8 ay önceki gibi tazeydi.

Hükümetin gazetesi Thawra'nın ön sayfasında bir rejim askerinin moloz yığınları arasında renkleri net olmayan bir fotoğrafı vardı. Ama bu resmi daha önce görmemiş miydim? Savaş söylentileri... Bir klişe mi? Tabiî ki öyle ama doğru. Çarşamba günü güvenilir arkadaşlar tarafından bana İran tarzı Seyyid Zeyneb Türbesi’nin Selefiler tarafından havan ateşi ile yıkıldığı söylendi. Peygamber torununun mezarı dördüncü halifelik mevkisinde bulunuyor.

Dün Şam'dan 140 km kuzeye gittim. Emevi-mermer minareleri, Şii dünyasının ilk şehidi Hüseyin'in kız kardeşi Zeyneb'in mezarının altın kubbesini görene kadar gittiğim yol boyunca korkulu sürücüler ve aşağı doğru gürleyen dehşet verici otoyollar arasında ve şeritli yol boyunca üzerimden yükselen toprak cephe barikatları vardı.

Harçlar çatlamış ve etrafımızda gürlüyordu. Ancak bir kaç mermer kare kalmıştı. Mekâna dokunulmamıştı. Yolun aşağısında bir T-72 tankı ve dışarıda hükümet askerleri vardı. Ama söylentiler doğru değil.

Sıvalı şehir otobüsleri istikametlerinin orta sınıfın umutlarını azalttığını söyleyebilirsiniz. Son zamana kadar panolarda bildiriliyordu. Şimdi ise ön camlarda kartonlara bantlanmış geniş mürekkep halkalara yazılı. Jobar otobüsü muhalif mahallesi kenarında durağı bulunuyor. Tek katlı Samiriye İstasyonu yolculuğunu eski pazarın diğer tarafında sonlandırıyor. Büyük Haj demiryolu son durağı 6 aydır tek bir tren bile görmedi.

Ama kuşatma altında olan kim? Esnaf ve Meze Bulvarı orta sınıf, Başbakan ''destekçileri'' - bugünlerde tehlikeli bir kelime- ya da küçük cehennem, Deraa halkı mahzenlerde bırakılan ve yıkılmış evlerin arasında çiğnenmiş duvarlar arasında kırkayak gibi yollarını buluyorlar. Suriyeli bir gazetecinin tarifiyle;''Toplumun tamamı aşınmış''. Tüm ülke diyebiliriz.

Yıl dönümleri uygun bir törenle geçiyor. Baas partisinin kurulması, Esed rejimine karşı isyan, hükümet birliklerine ilk büyük saldırı. Daha sonra Batı dili anlatımı biraz kızdırıyor. 2011 yazında muhalifler isteksiz, silah bırakana kadar barış gösterilerine hükümet güçleri tarafından vahşice saldırıldı. Aslında devrimin başlamasından 25 gün sonra hükümet ordusunun konvoyu 145. Piyade Tugayı Banias Köprüsü’nde saldırıya uğradı. 12 kadar asker öldü 40'ı yaralandı. Ama 'öteki' anlatı 'demokrasi' için , 'vatanı kurtarmak' için Esed hükümetinin çaresizliğiydi. Ayrıca yabancı teröristlere hava saldırısı saati de çelişiyor.

Suriye Özel Kuvvetler görevlisi ile görüştüm. Aşağılayarak ''Hama ilinde bizim en iyi yedi pilotumuzun öldürülmesini ve yapılan pusuyu hatırlamıyor musunuz?'' diye sordu. ''Arkadaşlarının bunu yapanları gidip parçalamak istemesi şaşırtıcı mı?'' İntikam nasıl bu kadar kolay Suriye savaşında,(herhangi bir savaşta) meşru gerekçelerle dayandırılabilir diye düşündüm. Bunun önemini fark etmeden tesadüfen bu korkunç olay ile karşılaştım.

Bir Suriyeli Türk gazeteci Beyrut'tan Suriye ve Lübnan arasındaki El-Jdeideh sınırından İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. Kuzey cephesinden eve gitmek imkânsızdı. '' Benim köyüm Türk sınırının hemen güneyinde yer alıyor. Muhalifler benim yeğenimi öldürdü. Bu bana bir mesajdı.'' Şam'da bir Suriye-Ermeni televizyoncunun evine saldırıldı. Yerardo Krikorian dedesi antik Ermenistan'da Kilis'te doğmuştu. Türkler onun dedesini 1915 soykırımında öldürdü, ninesi ise kaçtı. Kendisi Halep'ten geliyor. '' Muhalifler nerede yaşadığımı biliyorlar, eve geldiklerinde kardeşimi öldürmeye çalıştılar. Bölgede silahlı adamlar görünce hükümetten koruma istedim”. Görevlerinin sadece El Muhabarat merkezini korumak olduğunu söylediler. Aynı silahlı adamlar gizli polislere saldırınca, hükümet askerleri sonunda savaşmak zorunda kaldı.

El Muhabarat, işkenceciler, öldürenler, tehdit edenler, rejimin katilleri suçlanmalıdır. Şam ve hatta askerler bile hükümetin giderek azalan dairesini oldukça şaşırtıcı buluyor. El Muhabarat suçlu. Bu sefil işi Deraa duvarlarına grafiti yapan gençlere saldırarak onlar başlattı. Delirmişlerdi. Kendilerini kral sanıyorlardı. Esed'in bu haydutlardan kurtulmak istediği söyleniyor. Bunlardan on binlerce var, hala bir kaç sadık ordu askerleri onları yok etmek istiyor. Ama o zaman El Muhabarat kimin tarafına katılacak?

Bana ''Gerçekten Robert bu ülke her zaman karışıktı, şimdi ise anlamak her zamankinden daha da zor.'' diye anlatıldı. Kaçırılan 25 Suriye tankının her biri için 750.000 Suriye poundu ödemeyi teklif eden isyancı komutanı alın''. Ben bir milyondan aşağıya satmayı reddettim. Sahibi bunu gururla açıkladı. Bir milyon Suriye poundu hiçbir şeydi. Tankların her biri bir milyon değerindeydi.

Seyyid Zeyneb Türbesi’nde dışarıda bulunan askerler içeri girmemizi emretti. Küçük bir odanın içerisinde İran'ın dini lideri Ayetullah Hamaney, Seyyid Hasan Nasrallah ve Hizbullah başkanının resimleri ile burası bir Şii türbesidir. Türbenin güvenlik başkanı bir yabancıydı ve içerde gülümseyerek oturuyordu. Kolayca etkileyici konuşan adamdan şüphelendim (okuyucular bu küçük bulmacayı rahatlıkla cevaplayabilir) ''Evet saldırı anında bu türbeyi koruyacak su ve diğer malzemelere sahibiz. Bu konuda uzmanız. Türbeyi saldırılardan Kur'an ile koruyamazsınız.''

Mesaj oldukça açık ''Türbe sadece Şiiler için değil, bütün Müslümanlara ait. Çünkü Zeynep, Peygamber'in kızıdır. Bu türbeyi ve diğerlerini korumak istiyoruz. Ama bu türbeyi korumak zorundayız çünkü eğer bir zarar görürse Şiiler dünya çapında Sünnilere daha kızgın olacak. O yüzden tüm Müslümanları koruyoruz''.

Bu dost canlısı adam Seyyid Zeyneb Türbesi’nde yaşıyor. Bir yıldır orada. ''Burayı yıkmak isteyenleri biliyoruz. Bunu yapan Sünniler değil. Sünniler böyle düşünmez. Bunu yapan Selefiler''. Bu mezar yıkıcılar, türbe yıkıcılar, Bamyan Buda katilleri, Selefiler. Şu an hepsi Suriye'de. Baş fonları da bizim eski ve varlıklı dostumuz Suudi Arabistan.

Zeynep'i bulduğum ibadet edilen büyük mermer kareye doğru yürüdüm, Zeynep Suriyeli iki çocuk annesi bir kadındı. ''Korkmuyorum.'' ''Burada bunlar normal'' dedi. Tabiî ki doğru değil. Köşede dikilen iki silahlı askeri görüyordu. Necef'ten 30 yaşında Moratada Ali vardı. Mezhep terörü yüzünden ülkesinden kaçıp iki buçuk yıl önce buraya mülteci olarak gelmişti. Korkmadığını söyledi. Karısı ve 2 çocuğu ile birlikte yaşıyordu. Bir kadın koruma; Hüseyin kan kaybından öldükten sonra ailesine bakan Zeynep'ten onu koruması için dua ediyordu.

Tesadüfen dün Suriyeli bir arkadaş ile sohbet ederken kardeşinin 6 ay önce kaçırıldığını öğrendim. Bunu bana daha önce söylememişti. ''Hala onu arıyoruz'' dedi. Onun da kuşatma altında olduğunu anladım. Şam 1941 Leningrad’ı, Stalingrad veya Troya ve hatta 1982 Beyrut'u değil. Henüz değil. Bir meslektaşımdan duyduğum en güzel tanım. ''Şam?'' diye sordu. ''Gidiyor, ama kesinlikle gitmiş değil.''


* Independent'ta yer alan bu makaleyi Ayşe Erem TIMETURK için tercüme etmiştir.


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3,0 puan)/47
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500