Ceyda Karan:Yeni strateji geliştiriyorlar....

11.12.2010 11:51:31

İlk dalga Wikileaks belgelerini gördüğünde hiç şaşırmadığını söyleyen deneyimli gazeteci Ceyda Karan:Yeni strateji geliştiriyorlar....

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

13 yıl boyunca Radikal Gazetesi'nde çalışan Ceyda Karan, 12 yıl Radikal'de Dış Haberler Müdürlüğü yaptı. Geçtiğimiz haftalarda Habertürk Televizyonu'nda işbaşı yapan Karan, Ortadoğu, AB ve Güney Amerika alanlarında hakkaniyetli yorumlarıyla tanınıyor. Habertürk'teki ofisinde konuştuğumuz ve sürekli olarak -işlerinin yoğunluğu sebebiyle- bölmek zorunda kaldığımız röportajda, Wikileaks belgeleri, Türkiye- ABD ilişkileri ve İran'a kadar birçok konuyu konuştuk.

Röportaj: Cihat Arpacık

* Belgeleri ilk gördüğünüzde ne düşündünüz?

Hiç şaşırmadım

* Muhteva itibariyle, özellikle ABD'nin kırmızıçizgilerine ve İsrail'e pek dokunmayan bir özellikte olduğundan bir "Amerikan oyunu" olduğu söylendi. Gerçekten böyle mi sizce?

Bilmiyorum, ben çok komplo teorilerinden yana bir insan değilim. Daha çok olgular üzerinden konuşmayı tercih ederim. Bilmediğim şeyler üzerinden akıl yürütmek istemem. Ama bütün bu olup bitenleri sorgulamayı ve düşünmeyi çürütüp de ne sunuluyorsa onu kabullenmek ve bunu küçümsemek de ayrı bir sorun bence. Yani komploculuk da ayrı bir sorun, "bunların arkasında ne yatıyor olabilir" sorusunu da küçümsemek ayrı bir sorun. Dolayısıyla arkasında İsrail ve ABD mi yatıyor? Çok dürüstçe verilebilecek cevabım bu: Hakikaten bilmiyorum. Fakat bazı şeyler kafamızda soru işaretleri yaratıyor tabii.

HARİRİ SUİKASTI BELGELERİNİ DE FİLTRELEMİŞLER

* Nedir onlar?

Hakikaten İsrail'i rahatsız edecek hemen hemen hiçbir şeyin çıkmamış olması, Assange'nin Netenyahu'nun açıklamalarını "açık liderliğe örnek" olarak göstermesi. Bunların dışında Lübnan'ın Daily Star Gazetesi, Hariri suikastının arkasında Suriye'nin falan parmağının olmadığını 2006'da Batı'nın özel mahkemeye atadığı başsavcıların söylediğini yazdı. ABD'nin Beyrut Büyükelçiliği'nden gönderilen belgeler arasında bunlar da var ama biz bunları Wikileaks'dan okuyamıyoruz Lübnan gazetesi bu bilgileri kendi kaynaklarına dayandırıyor. Anladığımız kadarıyla bazı şeyleri filtreliyorlar.

* Filtreleme neye göre yapılıyor?

Belki burada gazetecilik kriterleri rol oynuyor olabilir. Sonuçta bu ham bilgilerin ortaya saçılması bir bataklığa da neden olabilir. Bilip bilmeyen, süreci takip etmeyen insanlar yorum yapıyorlar. Hani kimseye de yasaklayamazsın. Peki o filtreleme neye göre yapılıyor. Mesela Lübnan'la ilgili bilginin ortaya çıkması Lübnan için oldukça önemli. Dolayısıyla soru işareti yaratan birçok şey var. Yani sevinmek için daha çok erken.

* Peki diyelim ki ABD derin devlet aklının bir komplosu bu. Ne amaçlamış olabilirler?


Tek tek ülkelerde belli tartışma süreçleri yaratmayı amaçlamış olabilirler. Biz bunu sadece Türkiye bağlamında okuyoruz ama Rusya'yla da ilgili pek çok şey var mesela. Lübnan'la da var. Lübnan'da 4 tane generali 4 yıl boyunca hapiste tutmuşlar, Suriye yanlısı oldukları gerekçesiyle. Lübnan iç politikası yönetmenin birtakım araçları olmuş olaylar var ve kendileri yönetmişler. Rusya ile ilgili olarak, Tandem sorusu var, Amerikalılar da merak ediyorlar Rusya'da kim başa gelecek diye. Onu yönetmeye yönelik girişimler var. Sonuç itibariyle ülkelerin iç politikalarını rapor eden elçiler var. Zaten elçilerin görevi rapor yazmak. Burada asıl sorun hiçbirinin tam olarak anlamamış olması bana kalırsa. Yani emperyal güç olarak ülkelerin iç politika dengeleriyle oynamaya çalışmışlar. Belgelerin yayınlanmasını da fırsat bilerek bunun üzerinden de taktik strateji geliştiriyorlar.

KÜLTÜREL ETKİ POTANSİYELİNİ DEĞERLENDİRMEK BOYNUMUZUN BORCU

* Türkiye'de bir "eksen kayması" tartışması vardı. Bu tartışma sürerken "eksen kayması değil vizyon icabı" başlığında bir yazı yazmıştınız. Gelinin süreçte Davutoğlu, "Osmanlı toprakları üzerinde bir liderlik kurabilir" şeklinde bir açıklama yaptı. Neo-Osmanlıcılık tutar mı?


Bu eski haliyle tabii ki tutmaz. Ama bizim görmek istemediğimiz bir şey var. Türkiye toprakları, sanıldığından daha büyük bir kültürel etki potansiyeline sahip. Yıllardır görmezden gelmişsin ama Suriye'ye gittiğin zaman TRT'de bir Türk dizisinin yayın saatinde sokaklar boş oluyor. İran'a gittiğin zaman zaten her yerde Türkmenler var. Kendilerine Azeri denmesine de kızarlar. Biz bir parça silkinip bölgesine bakan bir ülkeyiz ve büyük bir kültürel etki potansiyeline sahibiz. Batı dünyası da buna şüpheyle bakıyor. Osmanlı mirasçı bir ülkeyiz sonuçta. Ulus-devlet sürecinde bunu o kadar keskin bir şekilde reddetmişiz ki. Şimdi tekrar onu değerlendirme çabası var. Tabii ki bunda bir takım hatalar olacaktır. Bir takım sorunlar yaşayacağız, ben bunların doğal olduğunu düşünüyorum. Ama böyle bir kültürel etki potansiyeline sahip olmak kadar normal bir şey yok. Bugün Britanya İmparatorluğu'nun Milletler topluluğu vardır. İngiliz kültürüyle hemhal olmuşlardır onlar. Aynı şey Fransızlar için de geçerlidir, Fransız Afrika'sı vardır. Bizim daha yakında hem de. O tarz bir sömürgecilik de değil yaptığımız.

* Türkiye'nin süreç sonunda Batı'dan tamamen koparak Ortadoğulu ülkelere benzeyeceği endişeleri de var?

Tersine bir sonuç doğuracağına inanmıyorum. Benzese benzese o ülkeler Türkiye'ye benzer. Aksi bir durumu Türkiye halkı da kabul etmez diye düşünüyorum. Hem Batılı hem Doğulu olduğumuz ve kimlik hesaplaşmalarını tam olarak netleştiremediğimiz için birtakım sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Nüfusumuzun bir bölümü sadece ve sadece Batılı olmaya özeniyor. Öbür bölümü tümüyle doğulu kalmak istiyor ama aslında ikisinin bileşimiyiz. Buradan bir sentez çıkartacağız ama gerçekten zor bir şey. Yani eksen kaymadı yeni Osmanlıcılık da Batılıların bize yakıştırdıkları bir kavram. Ama kültürel etki alanı tabii ki var. Bunu değerlendirmek ise boynumuzun borcu.

"İNSANİ ÖZRÜN NE DEMEK OLDUĞUNU ANLAMIŞ DEĞİLİM"

* Davos'tan başlayarak Mavi Marmara saldırısıyla birlikte Türkiye - İsrail ilişkileri büyük yara aldı. Şu aşamada Mavi Marmara saldırısıyla ilgili İsrail'in özür dileyeceği iddiaları gündeme geldi. Özün re ifade eder?

Devletlerarasında özür çok şey ifade edebilir. Tabii ki özür yetmez tazminat da ödemeleri gerekiyor. Sonuçta zaten rezil olan İsrail biraz daha rezil olmuş olur. Aslında son yıllarda, görüntüde diyelim, gerilemeye başlayan bir İsrail var. Bütün sorunların odağı olmasına karşındı haddinden fazla bir güce sahipti. İsrail, kendi ulus devlet sistemini ırk ve din temelli muhafaza etmek için o toprakların ahalisinden kurtulmanın yollarını arıyor. Onlarla barışık, bir arada yaşayabilen, etnik çeşitliliğe dayalı bir yapı peşinde de koşmuyor. Daha çok Yahudi devleti olarak kendini tanıttırmaya çabalıyor. Buradan bir çözük çıkacağına da inanmıyorum. O toprakları görmüş olanlar bilirler; orada zaten etnik temizlik yapılacak kadar yapılmış. Daha fazlası yok daha. Şimdi İsrail'in bu şekilde var olması, geçmişe nazaran Türkiye'de sıkıntı oluşturuyor. Burada Türkiye'nin atacağı bir geri adım yoktur. Burada İsrail'in nasıl bir özür dileyeceği önemli. İnsani özür diye bir şeyden bahsediyorlar, ne demekse, yani hayvani özür diye bir şey mi var? Saçma geldi açıkçası bana. Galiba özür metninde kullanacakları dille kendi halklarını, güya, rahatsız etmeyecek ama neyin ne olduğunu herkes bilecek.

* Bu sıkıntı hangi şartlar altında ortaya çıktı?

Bunun rastgele çıktığını düşünmüyorum. İsrail'in gidip Gazze'ye Dökme Kurşun adında bir operasyon düzenleyerek ortalığı mahvetmesiyle çıktı. Başbakan'ın İsrail'i eleştirisinden sonra Tel Aviv'in çıkıp da "siz bize nasıl dayılanırsınız" dedikten sonra çıktı. Sonra "One Minute" olayı en sonunda da Mavi Marmara saldırısı oldu. Filistin meselesiyle ilgili bir adım atılmadan da ilişkilerin eski haline döneceğini de inanmıyorum. Önce İsrail'in Türkiye vatandaşlarını uluslar arası sularda öldürmesinin diyetini ödemeli.

FÜZE KALKANI PROJESİNE HİÇ KATILMAMALIYDIK

* Başbakan İsrail'e çok sert mesajlar gönderiyor, Cumhurbaşkanı "İsrail Türkiye'nin dostluğunu kaybetmiştir" diyor ama diğer yandan İran'a karşı İsrail'i koruduğu ifade edilen füze kalkanı projesine imza atılıyor. Bunu nasıl değerlendirmeliyiz?


Bu benimde kafamı çok kurcalayan bir şey. Çok kafa karıştırıcı bir yanı var. Resmi olarak, kâğıtlarda, İran'a karşı İsrail'i koruyacağına yönelik bir şey yok. Bunlar bizim çıkarsamalarımız. Aslına bakarsanız çok da meşru çıkarsamalar. Yarın öbür gün bölgede bela kapısı açılsa ne olur? Benim şahsi kanaatim Türkiye füze kalkanına katılmamalıydı ama Batı'dan bağımsız bir şekilde kendi politikalarını üretmeye çalışan Türkiye'nin ilişkilerini çok ciddi etkilerdi bu. Zirvede imzalanan metin Türkiye lehine değiştirildi belki ama bu ileriki zamanlarda "de facto" olarak yaşanılacak sorunlarda başımızın belaya girmeyeceği, hiç risk bulunmayacağı anlamına da gelmiyor.

* İran ile İsrail arasında esen soğuk rüzgarların önümüzdeki zamanlarda savaşa dönüşmesi ihtimali ne kadar sizce?


İnşallah öyle bir şey olmaz. İsrail biraz akıllanırsa hiç olmaz. Genellikle İran'ı hedef gösteriyorlar ama İran'ın kalkıp da herhangi bir yere füze atacağını düşünmüyorum. Belki birilerine göre çok safiyane düşünüyor da olabilirim. Ama bu tarihsel de bir şey. İran bu zamana kadar kime saldırmış ki? Bir Irak'la savaş var ama onun arkasında da ABD'nin maşa olarak kullandığı Saddam vardı. Ama tabii bölgesel bir güç olmaya çalışan İran var. Arap alemindeki ülkelerde hatırı sayılır bir Şii nüfus var. İran'ın mezhep itibariyle bir etkisi var. Bir denge kurulması lazım. Ama aklıselimle alakalı bir şey. Aklıselim Türkiye'nin bölgede etkili bir güç olmasını gerektiriyor.

* Ocak ayında İstanbul'da yapılacak nükleer görüşmelerinde bir sonuç çıkabilir mi?

Çıkabilir. Ne formüle edeceğine dair de değişir. Haziran ayında Türkiye'de büyük fırtına koparan takas önerisi de ölmüş falan değil. Bunu Türkiye uydurmadı. Uluslar arası aktörlerin Türkiye'ye önerdiği bir şey. Onun teknik anlamda şemalı değişebilir ama ölmüş olduğunu düşünmüyorum. Bunu inkar ederlerse İran'ı nükleer bir güç olarak tanımak zorundalar. İran Sarı Pasta'yı üretti biliyorsunuz, uranyum cevherini kendi dönüştürebiliyor. Bu konuda birileri "yandık" diyecektir ama Türkiye de bundan faydalanabilir. Yeri gelince Türkiye'nin de böyle enerjilere ihtiyacı olacak ve batının bu enerjideki tekeli kırılacaktır.

* Uzun yıllar Radikal'de çalıştınız. Sonra Habertürk'e geçtiniz? Sıkıldınız mı gazeteden?

Sıkıldım evet. 13 yıldır Radikal'de çalışıyordum ve yeni bir şeyler yapmak istedim. Başka özel bir sebebi yok açıkçası.

* En son hangi kitabı okudunuz?

Gürkan Zengin'in yazdığı Hoca'yı okuyorum şimdi.

* Ben de okuyup beğenmiştim. Yandaş bir bakışla yazıldığı eleştirileri de var ama.

Yok ben öyle yorumlamıyorum. Tanımayan insanlar çok tuhaf yorumlar yapıyorlar ama tanıyanlar ne kadar saygıdeğer bir insan olduğunun ayırtına varıyor. O yüzden "Hoca" diyorlar. Gürkan'ın kitabının baş kısmı onun tezahürü olmuş. "Eksen Kayması" bölümünden başlamak üzere birçok konuyu detaylı bir şekilde ortaya koymuş. Tarihe not düşecek bir kitap.


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,8 puan)/14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500
Hüseyin YAVUZ
Bursa

12.12.2010

İsrail işin içinde belge yoksa o zaman israilin yüzde yüz parmağı vardır. Çünkü israil'in dümenin altında çok parmağı olmasına rağmen neden belge yayınlanmamış...
      Beğen (0)          Beğenme (0)