Reyting, aileyi dinamitlemek için kullanılamaz

05.11.2010 10:30:47

Gazeteciliğin, televizyonculuğun hemen her kademesinde görev aldı.. Muhabirlik, haber dairesi başkanlığı, yapımcılık, programcılık... Bekir Hazar şimdilerde ise ATV İçyapımlar Grup Müdürü...

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Son çıkan "Dikkat Yayın Var" kitabıyla da "Gazeteci- Yazar Bekir Hazar" unvanına yeni bir soluk getirmiş oldu. Bekir Hazar'la medyayı, Yeşilçam'ı, TV dizilerini ve reyting açmazını konuştuk.

Biz reyting alacağız ama iyi programlarla reyting alacağız. Ensest ilişkilerle, ahlâkı hiçe sayan programlarla değil. Maalesef televizyonlarda cinsellik ve din tartışmaları çok istismar edilmiştir. Çünkü bunlar reyting yapıyor.

İsterseniz, 'Bekir Hazar kendisini televizyoncu mu, yoksa gazeteci olarak mı görüyor? sorusuyla başlayalım... Siz kendinizi hangi yönünüzle anlatıyorsunuz?

Gazeteciliğin acıları başka, televizyonculuğunki başka... Zorlukları, sıkıntıları başka. Gazetecilik televizyonculuğa oranla çok daha rahat ve stressiz. Televizyonculuk öyle değil, bir adamı bir saat konuşturacaksın, 4 dakikasını seçeceksin, ardından yaz, seslendir, montajla... Sadece montajı 8 saat sürüyor. Türkiye'de gazeteciliğin yaş ortalaması 45'tir. Televizyonculuğun ki daha belirlenmedi, çünkü; 100 yıllık bir TV'cilik tecrübemiz yok. Ama televizyonculukta yaş ortalamasının 30- 35 olacağını tahmin ediyorum. Çünkü gazetecilikten daha stresli... Aslında yaptığımız iş aynı, sadece şekil bakımından, süre bakımından, zorluklar bakımından farklı. Televizyonculuğun bir reyting savaşı var. Her gün karne alıyorsun. Öbürünün tiraj sorunu var. Televizyonculukta her gün bir karne alıyorsun. Televizyonculuğu yapan hemen herkese, gazetecilik kolay gelir. Kendi açımdan dönüp bakınca gazeteciliği özlüyorum aslında.

Üniversiteler gazeteci yetiştiremiyor

Bugün TV dünyasına bakınca, ilk akla gelen, isimlerden Mehmet Ali Birand, Fatih Altaylı, Ali Kırca, Reha Muhtar, Ahmet Hakan Coşkun hemen hepsi alaylı... Yani İletişim okumamış.. Sanki bu meslekte alaylılar daha başarılı gibi bir şey söylenebilir mi?

İster alaylı olun ister mektepli, bu meslekte çevreniz yoksa, bir yere gelmeniz çok zor. Herkes tanıdığı kişilerle çalışmak ister. 50 bin tane iletişimci mezun oluyor Türkiye'de... Okullarda pratik diye bir şey yok. Bugün kasabalarda manavlar, bakkallar bile kurdukları TV'lerde canlı yayın yapıyorlar. Ara veriyorlar maça bağlanıyorlar... Böyle bir sistem var artık Türkiye'de. Bizim üniversitelerde ise çok acıdır pratik yok. İletişim mezunu çocuk geliyor buraya ama bom boş. Alaylı mektepli meselesini konuşmamız için, üniversitelerin kapalı yayına geçmesi, pratik yaptırması her şeyi bilen öğrenciler yetiştirip gönderdiği zaman belki farkı konuşabiliriz. Şu anda Türkiye'deki üniversiteleri televizyoncu yetiştirecek kapasite ve çapta görmüyorum. Buraya gelen öğrenciler sıfır geliyor. Darmadağın oluyorlar kapıdan girince.

Bu neden kaynaklanıyor?

Pratik yok. Kuralcı bilgilerle bu kadar olur. Televizyonculukta ise kuralsızlık vardır. Reyting savaşı var. 'Ne kuralı yaa' diyor adam. Çocuklar bu yüzden buraya gelince bambaşka dünyaya gelmiş gibi oluyorlar, uzaya gelmiş gibi yani.

Halka tepeden bakan medya devri bitiyor
Türkiye'deki medyanın millete tepeden baktığı, milletin değerleriyle barışık olmadığı söylenir. Var mı böyle bir şey?

Türkiye'de bugüne kadar medyanın kontrolü çekirdek bir kesim elindeydi. Kontrolü belli bir kesimin elindeydi. Bir çok sanatçı insan tanıyorum, sosyal demokrat takılmazsa iş verilmezdi onlara. Aynı şekilde basında da böyleydi durum. Belli yere gelebilmen, gazeteci olabilmen için 'solcu' olman gerekiyordu. 'Sağcı, muhafazakar insan gazetecilik yapamaz' kültürü vardı. Böyle bir tabu oluşturulmuştu. Köşe başları belli tipler tarafından yani Dev-Sol'cu, Dev-Yol'cu DHKPC'li örgüt mensuplarına bırakılmıştı. Arkadaşlarım var benim. Şu anda hâlâ daha var. Komünist modeli bir gazetecilik vardı. Tek tip elbise giyen medya vardı Türkiye'de. O yüzden halka bakışlar tabii ki farklıydı. Halktan kopuktu. Tek yanlıydı. Tek taraflıydı. Yandaş medyaydı yani. Tek bir tarafa yanaşmış, bir dünya görüşü benimsemiş, onun içinde farklı kimseyi barındırmayan bir anlayış vardı. Şimdi bu değişiyor.

Nasıl değişiyor?

Şimdi muhafazakar kesim de gazeteciliği öğrendi. Sağcısı da solcusu da muhafazakarı da herkes her şeyi, yapabilecek kapasiteye geldi.

Özellikle 1980 darbesi sonrası, medyanın, belli bir sermaye grubuna geçtiği için bağımsız gazeteciliğin öldüğü söylenir. Sizce medya sermaye ilişkisi bağımsız haberciliği ne kadar etkiler?

Tabii ki, medyanın bir sermaye gücü olması lazım. Türkiye'de 30 TV kanalından sadece 3 tanesi kâr ediyor. 27'si ise zarar ediyor. Reklam pastası Almanya'da 35 milyar euro iken bizde bu rakam sadece 7 milyar dolar... Eğer Türkiye'de ekonomi büyür reklam veren sayısı artar, reklam verme kültürü gelişirse, sermayeye ihtiyaç kalmaz.

Bir referandum atlattık. Süreci nasıl yorumlarsınız?

Bakınız Türkiye bir referandum yaşadı. Referandum nedir? En tabi demokrasi yöntemlerinden biridir. Bir taraf "hayır" verecekse diğer taraf da "evet" diyebilecektir. Herkes birbirine saygılı olmak zorundadır. Bu süreçte "Hayır" diyen hiçbir sanatçıya, sazan, vatan haini, satılmış, dönek denmedi. Ama "evet" dedin mi yandın yaa. Sezen Aksu'nun ne sazanlığını, ne devekuşluğunu bıraktılar. Demedikleri kalmadı. Aşağılama, yaftalama, sıfatlama ard arda geldi. "Hayır"cılardan "evetci"lere bir saldırı vardı. Sandıkta "evet" demek ne zaman vatan hainliği oldu yaa..

"Susturuluyoruz" diyen yalan söyler

'Yandaş medya' tabirini nasıl yorumluyorsunuz?

Bugüne kadar tek tip bir yandaş medya vardı, solcu bir yandaş medya vardı. Karşısında bir medya varsa ve ona yandaş diyorlarsa onların sorunu. Yeni bir şey değil bu yandaş medya. Eskiden medyanın tamamı solcu yandaş medyaydı. Yandaş medya yıllardır var. Tek kafa yandaşı, tek tip yandaş medya vardı. Şimdi artık o yok. Aslında tek tip yandaşlığı kıran bir medya var. Yandaş kırıcı medya var yani. Türkiye bugüne kadar güç odaklarının güdümündeydi. Bu güç odaklarının gücünden faydalanan bir tayfa vardır. Ve o gücün olmasını isteyen darbeci kafalar vardı. Antidemokratik kafalar vardır. Türkiye Avrupa Birliği (AB) uyum yasalarını çıkarırken, demokratikleşirken, Batı'ya giderken, güç odakları kaybediyor. Halkın kazanımları var şu anda. Bazıları hazımsız, Batılı çağdaş gözükürler ama çağdışıdırlar. saldırganlığın altında yatan neden güç kaybıdır. İktidar kaybıdır. Artık bitmek tükenmek noktasına gelmenin verdiği öfkedir. Ben bunlara Kuzey Kore kafalı tipler diyorum.
Bugün bazı kesimler muhalif yazar ve televizyoncuların iktidar tarafından susturulduğunu iddia ediyor. Siz buna inanıyor musunuz?
İnanmıyorum. Yılmaz Özdil yerden yere vuruyor, Emin Çölaşan yerden yere vuruyor, kimsenin bir şey dediği yok. Can Ataklı'yı mı, Bekir Coşkun'u mu susturuyorlar? Kim susturuyor. Yazıyorlar yaa. Susturma falan yok. Herkes konuşuyor. 'Susturma var' diyen yalan söylüyor. Herkes konuşuyor. Demokrasinin olduğu yerde kimse susturulamaz. Herkes konuşuyor. Herkes bir yerde yazıyor.

Reyting, ailelere dinamit aracı olmamalı

Yıllarca çok farklı ses getiren yapımlara, programlara imza attınız. Şu anda da bir grubun İç Yapımlar Müdürüsünüz. Sizce reyting mi önemli, kalite ve sorumlu yayıncılık mı önemli?

Tabii ki, televizyoncu isen reytingi istememen anormaldir. Ama kötü şeyle reyting alacağım demek başka, iyi şeyle reyting alacağım demek başka. İyi yapımcı isen kötüyle reyting alma peşinde olmazsın. Biz reyting alacağız ama iyi programlarla reyting alacağız. Ensest ilişkilerle, ahlakı hiçe sayan programlarla değil. Maalesef televizyonlarda cinsellik ve din tartışmaları çok istismar edilmiştir. Çünkü bunlar reyting yapıyor. Amcasının karısıyla ilişkiyi anlatan diziyi kaç sene izledi bu toplum. Benim çocuklarım var, kızım var. Korkuyor insan, o kadar marjinal yaşamlar sıradan hale getiriliyor ki, bugün 16 yaşına düştü Taksim'de barlarda alkol kullanan yaş sınırı. Eğlence hayatını dizilerde bu kadar verirsen 16 yaşına düşer. 16 yaşında çocuklarda uyuşturucu da var alkol de var. Lise aşkları türedi. Biz 'Perihan Abla'larla büyüdük. Komşuluğu öğrendik. Şimdi alt katta komşu ölüyor kimsenin haberi yok. Amcasının eşiyle beraber olan adam komşusunu düşünmez tabii.
Bu yapımları sunanlar, 'beğenmiyorsanız izlemeyin' gerekçesiyle çıkıyorlar karşımıza. Bu makul bir savunma mı?

Toplumda merak duygusu vardır. Sıra dışılığı, kötülükte yakaladığın gibi iyilikde de yakalayabilirsin. Hem kadın hem de merak unsuru sömürülüyor ekranlarda. Reyting aileye dinamit unsuru olarak kullanılmamalı. Kaliteli olup da reyting alan da var. Mesela Kurtlar Vadisi. Derin güçleri anlatıyor ayrı. Bir de yıllarca filmlerde imam deyince ekrana, sahtekar, yobaz, kapkara suratı olan tipleri getirilirdi. Ama şimdi Kurtlar Vadisi'nde 2- 3 dakika Polat'ın babasını görüyoruz. Çok sempatik bir adam. Bakınız 2-3 dakika bile yanlışı kötüyü, çirkini yıkar alır. Bu kadar önemli.

Yeşilçam'da dine karşı duruş vardı

O zaman 'Yeşilçam da ideolojik kamplaşmanın bir tarafıydı' denilebilir mi?

Tabii, Türkiye'de bilinçli bir din düşmanlığı yapıldı. Tek tip sanatçılık, oyunculuk yapıldı. Sosyal demokrat olmadığı için filmlerde oynatılmayan tanıdık dostlar var. 'Sağcı ya da muhafazakar olduğumuz duyulduğu anda rol alamazdık' diye anlatan tanıdıklarım var. En baba sanatçılar bunlar. Yeşilçam'da da belli kafa belli anlayış hakimdi.
Reyting ölçümleri ne kadar sağlıklı, güvenebiliyor musunuz raporlara?

Bu ölçümlerin sağlıklı olmadığını firmanın kendisi de açıkladı. Bazı programlar deneklere ulaşmıştır diye. Güvenilmez olduğunu kendileri kabul ediyor. Bazı firmalar deneklere ulaşarak reytingleri artırmıştır. Bunun içindir ki yeniden ihale açıldı.
Kendi yaptığınız programlarda, 'hata yaptık' dediğiniz oldu mu?

Elbette reyting uğuruna hatalar yaptık. Biz de yaptık. Ama gelecekte çok güzel şeyler olacağını düşünüyorum. Sorumlu davranmaya çalışan kanallar var. Bunlardan biri de biz ATV'yiz. Bizde aileyi yozlaştıracak yapımlar yer almaz.

Zaman zaman magazin haberleri de yaptınız..?
Magazinci oldum çünkü şartlar oraya zorladı. Gazeteci hayata dair her şeyin içinde olan kimsedir. Ben haber varsa Kabe'ye de giderim, Vatikan'a da... Her yere giderim. 'Gazeteci şuraya gider buraya gider ama buraya gidemez' diye bir şey yok.

İyi bir gazeteciden iyi bir baba zor olur

Biraz da yeni çıkan kitabınızı konuşalım. Kitap nasıl ortaya çıktı?

'Dikkat Yayın Var' kitabım iletişimci arkadaşlara bir mirastır. Televizyonculuğun kapısından girerken karşılaşacakları sıkıntılarda yardımcı olacak bir kitap. Ufuk açacak, anıları olaylarla anlatacak pratik bir kitap.

Kendinize ailenize yeterince zaman ayırabiliyor musunuz?

(Gülüyor) Nasıl bir şey oo? İyi bir televizyoncudan gazeteciden, iyi bir baba olmaz. Yani... Bizden adam olmaz yaa. Mesai diye bir şey yok. Çok stresli bir iş. Detaya girmek istemiyorum ama zor.

Milli Gazete


10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3 puan)/16
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500