Polemikler bizim mesleğin eğlencesi

30.10.2010 10:59:06

Barlas hangi köşe yazarlarını beğeniyor, Ahmet Hakan'la polemiği hakkında ne düşünüyor?

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Barlas hangi köşe yazarlarını beğeniyor, Ahmet Hakan'la polemiği hakkında ne düşünüyor, Ertuğrul Özkök-Aydın Doğan ilişkisini nasıl değerlendiriyor, Kenan Evren yargılanacaksa başka kimlerin de yargılanması gerekir diye düşünüyor, merak ediyorsanız buyurun hepsi ve daha fazlası bu söyleşide...


-Köşe yazarlığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

- Ertuğrul Özkök'te sit-com gazeteciliği diye, Eyüp Can sokak yazarlığı diye bir kavram türetti. Bu konularda daha önce üretilmiş kavramlar var. Sokak çocuğu diye de bir kavram var. Bir insanı küçümsemek için kullanılan bir kavram. Aynı kavramın gazeteciliğe dönük türetilmesi bence çok doğru değil. Köşe yazarlığı konusu dünyanın her yazılı basınında var. Benim izlediğim Amerika'nın ciddi gazetelerindeki köşe yazarları çok önemli insanlar. Onları okuduğunuz zaman yeni bir dünyaya ait bilgiler alırsınız. Bizde de böyle yazarlar var. Ben mesela Etyen Mahçupyan'ı okuduğum zaman mutlaka bir şey öğrenirim. Zaman'da Selim İleri'yi okuduğum zaman Türk edebiyatının unutulmuş, yeraltında kalmış değerlerinin bugüne dönük pırıltılarını görürüm. Bejan Matur'u okuduğum zaman Kürt sorununa, başörtüsü sorununa farklı bakış açıları görürüm. Ahmet Kekeç, öfkelendiğine öyle farklı bir açıdan bakıyor ki, diyorum ya ben niye böyle bakamıyorum. Şimdi bunların hiçbirisi sokak çocuğu değil, sokak yazarı değil. Bunlar benim ufkumu açan, bana yeni bakış açıları getiren yazarlar. Bir de bir takım semtlerin sokaklarında dolaştığı zaman o semtleri Kolomb'un Amerika'yı keşfetmesi gibi aa, böyle bir semt varmış diye hayretle, hayranlıkla yazan yazarlar var. Bunlara sokak yazarları diyebiliriz. Ama bunlardan fazla bir şey almıyorum ben.

-Eyüp Can sokak yazarı derken yazarların alana inmesini, oturduğu yerden ahkâm kesmemesini kastediyor.

-Orada da bence bir yanlış var. Yazarlık ve muhabirlik ayrı şeydir. Muhabirlik bizim meslekte rütbelerin en büyüğüdür. Batıdaki örneklerine baktığınız zaman mesela Hella Pick vardı mesela Guardian'da, kıdemli bir muhabir. Artık orgeneral gibi. Yazar olmaya ihtiyaç duymaz ki. Türkiye'de yazarların muhabirlik etmelerini beklemek muhabirlere de artık hadi sen muhabirliği bırak, muhabirlik statüsünde yazarlık et, demeleridir.

-Başarılma ihtimali düşük mü görüyorsunuz?

-Çok zor. Muhabir o zaman muhabirliği unutuyor. Yani yazarlık ayrı statü gibi. Yazar olduğu zaman oturduğu yerden ahkâm kesmeyi öne alıyor. Ya da bilgilerini köşesine dökmeyi öne alıyor. Haberleri değil. Haberleri yorumluyor. Yani haber yorumcusu ile haber üreticisi aynı değildir. Ama hem muhabir, hem de haber üreten olmak mümkün, Hasan Cemal gibi. Her gün yorumunu okuyorum. Bir gün kalkıyor gidiyor, Karayılan'la konuşuyor, dağa çıkıyor.

hem haber yapıyor, hem onu yorumluyor. Yani sokak yazarlığından kasıt buysa bu zaten var, yapılıyor. Ben de başyazarlık ettiğim dönemde miydi, gittim Kaddafi ile röportaj yaptım mesela.

-Beyaz Türkler kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Kimi Nişantaşı'nda, kimi de suluboya kutusunda, sulandırılmış beyazda kendisine statü arıyor. Yani beyaz olunca o yüzde 42'yi simgelediğini sanıyor. O yüzde 42'nin içinde MHP'liler de var. Acaba ona daha yakın olmasın beyazlık. Laikçi, demokrasi karşıtı, halkın her dediği mutlaka yanlıştıra inanan, kızı serbest bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır özdeyişine kendini adamış bir tipleme bu. Saçma sapan bir şey yani. Beyaz Türk kavramını Güldemir fantezi olsun diye üretmişti. Şimdi bunlar ciddiye aldılar.

-Özkök, beyaz Türkler kongresini toplamak istediğini yazdı...

-O kongreye siyah Amerikalıları temsilen Obama'yı da çağırsa ilgi çekici olurdu.

-Peki, sit-com gazeteciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Sit-com gazeteciliğinin örneğini aslında Ertuğrul Özkök'ün kendisin de vermek gerekir. Yani içinde bulunduğu ortam neyse onu heyecanlandırıyor. Orada kendine göre bir senaryo yazıyor. Bu mesela bir şarap sofrası olabilir, bu mesela bir aşkın tartışıldığı sofra olabilir. Orada kendince hayali bir senaryo yazıyor. Bu gerçek ötesi bir şey. Ben sit-com gazeteciliğin Türkiye'de iyi bir örnek olduğu kanaatinde değilim.

-Ertuğrul Özkök'ün yazılarından bir şey öğrendiğiniz olmuyor mu?

-Ertuğrul Özkök'ün bazı yazıları beni şaşkınlığa düşürüyor. Çünkü Ertuğrul Özkök'ün farklı kişilikleri var. Çok uzun yıllar Hürriyette gazete yöneticiliği yaptı. Ve özellikle 28 Şubat'tan sonra gazetesine izlettiği yol ve kendi yazılarında ne söylediyse yanlış çıktı. Yani bir gazeteyi yanlış yola sürüklemek konusunda hangi manşeti attıysa, hangi tezi ortaya attıysa hepsi yanlış çıktı. Mesela 28 Şubat döneminde Ecevit'in yardımcısı vardı, Hüsamettin Özkan. Onunla gidip konuştuktan sonra yazdığı bir yazı vardı. Yani Hüsamettin Özkan olmadan Türkiye'de ne devlet yönetilir, ne toplumun sağlığı, ne de istikrarı korunabilir içerikli bir yazı yazmıştı. Nerede Hüsamettin Özkan şimdi? İşte Abdullah Gül'ün seçimindeki manşetler. 411 el kaosa kalktı manşeti. Hürriyet'in son referandumda hayır'ın amiral gemiliğini yapması. Yani Kemal Kılıçdaroğlu'ndan daha fazla hayır dedirtti. Şimdi Ertuğrul Özkök'ün bu bakımdan o dönemdeki izlediği çizgi ile gazeteyi getirdiği nokta ortada. Yani patronunu bütün gazetelerini sattırma noktasına getiren bir yönetici sit-com gazeteciliğini örnek olarak verse ne olur, vermese ne olur.

Tek sorumlu Özkök müdür yani?

-Ana sorumlu odur. Ve Aydın Doğan'ı çok idealleştirdi. Bütün yanlışları Aydın Doğan'ın sermayesine monte etti. Şimdi bütün gazeteler satılık. Böyle bir şey olur mu? Yani onun gazeteciliğe verebileceği bir tavsiyenin kalmaması lazım.

-Genel yayın yönetmenliğini bıraktıktan sonraki yazılarını nasıl buluyorsunuz?

-Sanki geçmişinin özrünü yazmaya çalışır gibi. Bence Ertuğrul Özkök'ü gazetecilerin değil, Aydın Doğan'ın sorgulaması gerekiyor. Yani sen benim yöneticim olduğun zaman ben ciddi medya patronuydum, büyüyordum. Şimdi Milliyet'i de, Hürriyet'i de, Kanal D'yi de, hepsini satmak durumundayım. Bu senin kötü yönetimin sonucunda meydana geldi. Bunun hesabını ver demesi lazım.

- Aydın Bey'in hiç mi rolü yoktur bu noktaya gelişte?

-Aydın Bey'in rolü Ertuğrul Özkök'e güvenmesi. Yani bir insan bir kere bakar yanlış. İki kere bakar yanlış. Sürekli yanlış yapan adam.

- Geçen Pazar günkü yazısında ruhunun bir parselini sattığı Aydın Bey'le ilişkisinde kendisinin karlı çıktığını, ona hakkını helal ettiğini söylüyor.

-Alan memnun satan memnun olduğuna göre bize birşey söylemek düşer mi?

-Hürriyet satılabilir mi?

-Fiyata bağlı. Her şeyin bir fiyatı vardır. İki yabancı grup Hürriyet'e de talip diye haberler var.

-Aydın Bey medyadan tamamen çıkarsa bu ne anlama gelir?

-Çok yazık olur. Aydın Bey'in Babıali'deki ilk çalıştığı insanlardan biri benim. Aydın Bey neticede yazarına saygılı, yazarına karışmayan, korumaya çalışan, asıl amacı sermaye olarak büyümek olan bir işadamıydı. Şimdi lüzumsuz yere bir siyasal simge oldu. Yani Türkiye'deki insanlarda bir anket yapsanız Aydın Doğan'a karşı duygularının ne olduğunu görürsünüz.

-Meslek yaşamınız boyunca bir çok kez polemiğe girdiniz. Bunların en uzunu hangisiydi?

-En uzunu Emin Çölaşan diye hatırlıyorum. İki üç sene sürdü. 28 Şubat döneminde noktalandı. Çünkü Emin Çölaşan bana dava açtı. Davada dedi ki, Mehmet Barlas'ın yazıları yüzünden sokağa çıkamaz hale geldim. Sonra sekiz milyar lira tazminat ödedim kendisine.

-Bu parayı ödeyince kendisiyle polemiğe girdiğinize pişman oldunuz mu?

-Ben kimseye dava açmadığım için biraz şaşırdım bu davaya ve sonucuna. Çölaşan'dan evvel Uğur Mumcu ile bir polemik yaşadık. O çok uzun sürmedi. Uğur Mumcu arkadaşımdı zaten. O beni Özal'ı tuttuğum için eleştiriyordu. Uğur Mumcu ile zaten ölümümden çok kısa süre öncede konuştum.

-Ne konuştunuz?

-Polemiklerin eski arkadaşlıkları olumsuz etkilemesinin zararlarını konuştuk. Bu benim hoşuma giden bir polemik değildi, ama mecburdum. O bana ilk atışları yaptığı için ben de cevaben yapıyordum. Yani bu böyle bir şeydir. Bizim medyada duramazsınız.

-Bu tarz polemikler daha çok erkek yazarlar arasında şiddetli bir biçimde oluyor. Bu bir çeşit sokak kavgası gibi, hani her erkek çocuğunun ihtiyacı olan...

-Yok, mesela şimdi Hıncal Uluç ile Ayşe Arman arasında polemik var. Sokak çocuğu olmaya gerek yok. Eğer size birisi bulaşırsa sizde ona cevap vermeye çalışırsınız. Ama bu sadece bizim kuşak için değil ki, aynı şey Falih Rıfkı için, Peyami Sefa için, Ahmet Emin Yalman için, birbirlerine neler söylediler şaşarsınız. Falih Rıfkı, Ahmet Emin Yalman'a "Selanik'te okurken mubassırın kapının arkasında sana ne yaptı yazsana" demiş. O da demiş ki, "Sen Cemal Paşa'nın yanında yedek teğmen olarak çalışırken Cemal Paşa sana çatırda ne yaptı? Sen de onu yaz".

-Ahmet Hakan'la polemiğinizde karşılıklı hakarete varan sözler sarfedildi. Neden fikir düzeyinde kalınamıyor?

-Herkesin bir üslubu var. Sizin bir hakaret olarak nitelediğiniz tanımlamaları ben verdiğim zaman, onların ne anlama geldiğini de anlatıyorum. Mesela 1402'de Yıldırım Beyazıt'ın Osmanlı ordusu Timur ile savaşırken Osmanlının bir bölüm askeri Timur'un yanına geçtiği zaman buna bir isim veriliyor.

-Mürted.

-Şimdi bu bilgi değil mi? Siz benim o yazımı okumadan mürtedin ne olduğunu biliyor muydunuz?

- Bilmiyordum. Ama bilgi vermek, hakaret etmeyi mazur gösterir mi?

-Bilgi bilgidir. Doğru bilgiden hakaret çıkmaz. Buna benzer bir takım bilgiler verdiğiniz zaman hem okuyucuyu bilgilendiriyorsunuz, hem bu arada polemikteki atışınızı yapıyorsunuz.

-Şu anda yüzünüzdeki ifade bu polemikten çok eğlendiğinizi gösteriyor.

-Bizim mesleğin eğlencesi de bu.

-Bunlar aynı zamanda kişilik çatışmaları da diyebilir miyiz?

Diyemezsiniz. Çok sakin, hayatlarında hiç kavga etmemiş insanlar bile o değişim sürecinde karşı karşıya gelebiliyor. Ben kavgacı değilim. Polemikçi de değilim. Ama yapıyorum. Denizdeki balığın durumu. Yani yüzdüğünüz zaman denizin derinliklerine uymak durumundasınız.

-Aile bireylerinizin de bu tartışmaya dışarıdan katılıyor olması da eleştirildi. Haberx sitesinde çıkan yazılar...

-Haberx sitesinde onlarla ilgili bir şey çıkmadı. Twitter'da bütün bu olanlar. Bu sanal âlemde herkes her şeyi yazıyor. Her gün köşe yazısı yazarken bir de twitter'da yazıyor bazı arkadaşlarımız. Şu anda tuvalete gidiyorum diye naklen yayın yapıyorlar. Yalnızlık psikolojisi var bunun altında. O yalnızlığını siberaleme sergiliyor.

- Haberx'te çıkan bir yazıda Ahmet Hakan tehdit edilmedi mi?

- Böyle bir yazıyı görmedim. Araştırdım, bulamadım da. Oğluma sordum. Oğlum "Kırk tane kişi yazıyor Haberx'te. Öyle bir yazı çıkmış olabilir ama hiçbir yazıyı sansürlemiyoruz. Ama Haberx'te not vardır. Çıkan yazı yazanın sorumluluğunu içerir. Ben de o yazıyı görmedim, kırk yazardan kim bilir hangisi yazmıştır" dedi.

-Ben tehdit edilseydim bu açıklama beni tatmin etmezdi. Sizi eder miydi?

-Tanımadığım bir kişi tarafından yazılmış okumadığım bir yazının sorumluluğunu nasıl taşıyabilirim ki? Ahmet Hakan mesela neden bana bulaştı diye düşünüyorum. Zaman zaman böyle boşluğa yazılar yazıyorsunuz. Nasıl bugün Eyüp Can sokak yazarlığı diyor. Ben de o tür yazılar yazarken belki de Ahmet Hakan "Bunu benim için mi yazdı" diye düşündü. Mesela benim eleştirdiğim bir tarz var. Genç kızlar için çıkan dergiler vardır. Onlarda anketler görürsünüz. Bugün yapmayacağım on şey. Bugün bir daha görmemem gereken on insan falan diye. O tür yazıların günlük gazetelerde, siyasi içerikli sütunlarda yer almasını eleştirdim. Acaba Ahmet Hakan ondan mı alındı, beni hedef alıyor diye?

-Niye alınsın ki?

-Çünkü o da bir genç kızın hatıra defterine yazar gibi bazen. Bir imza, iki satır, bu beni hatırlatır türü yazılar yazıyor, anketler yapıyor. Görmemem gereken on film falan gibi. Belki ondan gocundu. Ya da bir kere tatile çıkmıştı. Dedi ki, okumadığım kitapları okuyacağım, görmediğim ülkeleri göreceğim, izlemediğim filmleri izleyeceğim. Sonra anlaşıldı ki sadece Bodrum'a gitmiş. Tatilden döndüğü zaman isim vermeden yazdım. Amma da çok bilmediği şey varmış. Hepsi Bodrum'daymış, görmediği ülkeler Bodrum'daymış diye. Belki ondan alındı. Benimki matraklıktı. Zaten Bodrum'da Aydın Doğan da ona "Hürriyet'e geçmesen hiçbir şeydin. Hürriyet'e geçtin, adam oldun" demiş. Ben de olduğu adamlığı eleştirdim.

ZAMAN

10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(2,8 puan)/10
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500