Türkistan için tek umut: Allah

25.03.2010 09:50:27

Geçtiğimiz hafta sonu İHH tarafından İstanbul’da düzenlenen “Doğu Türkistan Sempozyumu”na katılan Avustralya Doğu Türkistan Derneği temsilcisi Abdulsalam Abdulgani Alim, önemli mesajlar verdi...

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

Sempozyumda; “Doğu Türkistan’da ekonomik alanda yaşanan dengesizlikler ve bunun halk üzerindeki etkisidir” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Alim, 21. Yüzyılın’ın “Kuveyt’i” olarak tanımlanan Türkistan’ın zenginlik kaynaklarını ve Çin zulmü altında gördüğü “ekonomik baskıyı” Vakit’e anlattı. İslam dünyasının bu sessizliğini ve Çin de bu yükselişini devam ettirdiği müddetçe Türkistan’ın bağımsızlığına ulaşamayacağını söyleyen Alim, ancak tek umudun her zaman için Allah olduğunu dile getirdi.

M. MUSTAFA UZUN ‘UN SÖYLEŞİSİ

Geçtiğimiz hafta sonu İHH tarafından İstanbul’da düzenlenen “Doğu Türkistan Sempozyumu”na katılan Avustralya Doğu Türkistan Derneği temsilcisi Abdulsalam Abdulgani Alim, Vakit’in sorularını yanıtladı. Sempozyumda; “Doğu Türkistan’da ekonomik alanda yaşanan dengesizlikler ve bunun halk üzerindeki etkisidir” başlıklı bir sunum gerçekleştiren Alim, 21. Yüzyılın’ın “Kuveyt’i” olarak tanımlanan Türkistan’ın zenginlik kaynaklarını ve Çin zulmü altında gördüğü “ekonomik baskıyı” Vakit’e anlattı.

YER ALTI KAYNAKLARI İLE DÜNYADA BİR NUMARA

Doğu Türkistan’da altın, gümüş, uranyum, değerli taşlar gibi çok çeşitli madenlerin çıkartıldığnı belirten Alim; “Ülkede 138 çeşit mineralin bulunduğu keşfedilmiş olup bu Çin’in toplam mineral madenlerinin %83’ünü oluşturmaktadır. Çin hükümetinin tahminlerine göre sayıları yaklaşık 4.000 tane olan madenlerin değeri 5 trilyon 280 milyar yuandır. Mineral rezervleri arasında nitratin, vermikulit, muskovit ve argil tüm Çin genelinde en iyi kalitede bulunan minerallerdir. Bazı bilim adamları ve araştırmacılar Doğu Türkistan’ı miktarı tahmin edilemeyen petrol ve doğalgaz rezervleri nedeniyle ‘21. yüzyılın Kuveyt’i’ olarak tanımlamaktadır. Yetkililer konuyla ilgili olarak Doğu Türkistan’ın Çin’in en önemli petrol ve doğal gaz üretim merkezi hâline geleceğini belirtmişlerdir. Özellikle Doğu Türkistan’ın ortasında yer alan Tarım Havzası’nın önemli petrol rezervlerine sahip olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle havza “Umut Denizi” olarak bilinmekte ve 10,7 milyar tondan daha fazla bir petrol potansiyelinin bulunduğu tahmin edilmektedir. Jeologlar tarafından yapılan araştırma 300 milyon ton petrol ve 220 milyar küp doğal gaz kapasitesinin olduğunu göstermiştir” diye konuştu.

TÜRKİSTAN OLMAZSA ÇİN NE İŞE YARAR?

Zengin doğal gaz, kömür ve bakır rezervleri nedeniyle bölgenin Çin ekonomisi için vazgeçilmez haline geldiğini söyleyen Alim; “Bunların içersinde yüksek tenor ve yanma kalitesiyle kömür özel bir öneme sahiptir. Doğu Türkistan’daki kömür rezervleri 2 trilyon ton olarak tahmin edilmekte olup, bu rakam Çin’in toplam kömür rezervlerinin yarısını oluşturmaktadır. 2000 yılı sonunda gerçekleştirilen bir çalışma Çin’in en zengin bakır madenlerinin Doğu Türkistan’da olduğunu göstermiştir. Çin’in diğer bölgelerinde çok az bakır bulunduğu ve var olan rezervlerin de ülke ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu bilinen bir gerçektir. Doğu Türkistan’da yer alan zengin bakır rezervleri Çin’in gözünde bölgeyi daha önemli bir konuma sokmaktadır” dedi. Alim, Türkistan’ın diğer zenginlik kaynaklarını şöyle anlattı; “Dört mevsimi de yaşayan Doğu Türkistan’ın toprakları oldukça verimlidir. Bölgede her türlü tahıl ve meyve yetişmektedir. Doğu Türkistan aynı zamanda Çin’in en büyük pamuk üreticilerinden biridir ve bu da bölgeyi Çin için önemli kılan başka bir özelliktir. Pamuk üretim hacmi 2.180.000 tonu aşmış olup bu, Çin’in toplam pamuk üretim hacminin %35’ini temsil etmektedir; ancak bu pamuğun %90’ı Çin iç pazarına yönlendirilmektedir. 86 milyon hektarlık alan, yani Doğu Türkistan topraklarının %42’si tarım ve meracılığa elverişlidir.”

TÜRKİSTAN ÇİN İÇİN ÇOK STRATEJİK BİR NOKTADA YER ALIYOR

Doğu Türkistan topraklarının Çin için coğrafi ve stratejik bir öneme sahip olduğunu da belirten Abdulgani Alim, bunu ise şu şekilde açıklıyor; “Bölge Çin topraklarının en batıdaki bölümünü oluşturmakta olup, Çinliler tarafından Soğuk Savaş döneminde Sovyetlere karşı bir tampon bölge olarak kullanılmıştır. Bu nedenle, bu topraklar Çin’in kendi güvenliği ve bölgedeki diğer ülkelerin güvenlikleri için çok büyük bir öneme sahiptir. Çin, aynı zamanda nükleer başlıklı füzelerinin büyük bir bölümünü de burada tutmaktadır. Çin’in silahlı kuvvetlerinin Doğu Türkistan’daki varlığını devam ettirmesinin bir diğer önemli nedeni de yerel Müslüman nüfus üzerindeki kontrolünü devam ettirmek içindir. Bu ülke ayrıca Çin topraklarının 1/6’sını oluşturmaktadır. Doğu Türkistan batıdaki akraba ülkelerle birlikte neredeyse Çin büyüklüğünde bir bölge oluşturabilmektedir. Doğu Türkistan’ın bağımsız olması ve uzun vadede batıda yer alan akraba ülkelerle ekonomik bir blok oluşturması hâlinde, bu durum sadece Çin için değil aynı zamanda Rusya ve diğer güçlerin de stratejik çıkarları açısından tehlikeli bir durum oluşturur. Çin’in bunlara razı olması imkansızdır.”

KAYNAKLAR İNSAFSIZCA SÖMÜRÜLÜYOR

Doğu Türkistan’ın zengin kaynaklarını Çin’in insafsızca sömürdüğünü söyleyen Alim; “Petrol, doğal gaz, uranyum, altın ve gümüş rezervleri dâhil Doğu Türkistan’ın zengin kaynakları Çin ana karasına taşınmaktadır. Bu doğal kaynakların kullanımı Çin merkez hükümeti tarafından çok sıkı biçimde kontrol edilmektedir. Uygurlar bu kaynaklar üzerinde hiçbir kontrole sahip değillerdir; kaynaklardan elde edilen gelirlerle ilgili hiçbir bilgiye erişimleri yoktur ve kendi zengin kaynaklarından yarar sağlama şansları da bulunmamaktadır” diye konuştu.

Onca zenginliğe rağmen Müslümanlar feci bir yoksulluk içindeler

Doğu Türkistan’daki Uygurların ekonomik durumlarının çok kötü olduğunu ifade eden Alim; “Doğu Türkistan nüfusunun %85’inden fazlası çiftçidir ve toplam nüfusun neredeyse %85’i yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Ekim 2004 tarihinde yayımlanan bir rapor, Doğu Türkistan’da yaşayan Çinli nüfusun ortalama gelirinin Uygurların gelirinden dört kat daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Uygurların neredeyse %85’i çiftçidir. Çiftçiler, hiçbir teknolojik gelişme olmaksızın işlerini hâlen eski çağlardaki biçimde yapmaktadırlar. Genel olarak tüm işler eski usul aletlerle, tırpan ve oraklar kullanılarak elle yapılmaktadır. Her aileye geçimlerini sağlayabilmeleri için çok küçük bir arazi verilmekte ve ne ekip biçecekleri konusunda da hiçbir özgürlükleri bulunmamaktadır. Yılda iki ay zorunlu ücretsiz çalıştırma uygulaması hâlen Doğu Türkistan’ın kırsal kesimlerinde devam etmektedir. Doğu Türkistanlılar bazen, çok uzak yerlere gitmek zorunda kalmaktalar ve çalışma dönemi bitinceye kadar da geri dönememektedirler. Bu süre zarfında çiftçilerin kendi barınma ve gıda ihtiyaçlarını karşılamaları gerekmektedir. Bu görevin yerine getirilmemesi para cezasına ve arazilerinin ellerinden alınması gibi sonuçlara varmaktadır” şeklinde konuştu.

İŞ YOK, İŞ OLSA DA İŞKENCEYE DÖNÜŞÜYOR

Her şeyden önce bir Uygur için iş bulmanın çok zor olduğunu ifade eden Alim; “Hiçbir bağlantısı olmadan ya da rüşvet vermeden sadece kendi niteliklerine dayanarak bir iş bulmaları hemen hemen imkânsızdır. Çin şirketleri açıkça ‘Uygurları kabul etmiyoruz’ demekte ve hükümet de fırsat eşitliği yasasına aykırı olan bu durum için hiçbir tedbir almamaktadır. Bir iş sahibi olabilmek veya mevcut pozisyonu koruyabilmek için dinî vecibelerin yerine getirilmesinin yasaklanması, aile planlaması yasasına uyma zorunluluğu gibi çok sayıda kısıtlama bulunmaktadır. Son birkaç yıldır da hükümet Çince bilmeyi başka bir koşul olarak göstermektedir” dedi.

Batı Kalkınma Planı ile Türkistan için yeni soygunların kapısı açılıyor

Nükleer denemeler ve çevre sorunlarının da Türkistan için çok önemli olduğunu dile getiren Alim şöyle konuştu; “Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı nükleer denemeler, son 30 yıldan bu yana su kaynaklarını, tarım ve hayvancılığı tehdit eden ve insan hayatını tehlikeye sokan ekolojik yıkımlara neden olmaya devam etmektedir.” Diğer taraftan 1999 yılından bu yana Çin hükümetinin Doğu Türkistan’daki hâkimiyetini güçlendirmek ve bölgenin kaynaklarını en yüksek derecede ve en çabuk biçimde sömürmek için yeni bir strateji uygulamaya koyduğunu dile getiren Alim, bu planın ‘Batı Kalkınma Planı’ olarak bilindiğini söyledi. Alim, bu planın Uygurlar üzerindeki doğrudan etkilerini ise şöyle özetledi; “İşsizliğin artması, Uygur kadınlarının büyük kitleler hâlinde Çin ana karasına götürülmesi, Gelir adaletsizliği ve Doğu Türkistanlıların topraklarının gasp edilmesi, Temiz içme suyu ve sulama suyu kıtlığı, Fiyat artışı, Zengin doğal gaz kaynaklarına rağmen doğal gaz sıkıntısı yaşanması ve Doğal kaynakların sömürülmesinin getirdiği çevresel zararlar ve ekolojik bozulmalar…”

Türkistan’ın kızlarına reva görülen büyük zulümler

Uygur nüfusunun %80’nini yoksulluk sınırının altına yaşadığın belirten Alim, asimilasyon yoluyla Uygur kimliğini yok etmek için Çin hükümetinin yaptığı kurnazlıktan birisinin ise Doğu Türkistan’ın kırsal bölgelerinde yaşayan 16-24 yaş arası genç kızlara iş bulmak adıyla Çin’in ortalarına doğru götürmesi olduğunu belirtti. Alim “büyük zalimlik” olarak nitelendirdiği bu uygulamayı ise şöyle özetledi; “Ailelere fabrika sahipleri ve yerel yönetimler tarafından sahte vaatler ve sözler verilmektedir. Bir rapora göre, yerel makamlar tarafından verilen ‘eğitim’ programları kızların köle gibi çalıştırıldığı bir faaliyete dönüşmüştür. Had safhaya varan yokluk nedeniyle aileler gönülsüz de olsa kızlarını göndermek zorunda kalmaktadırlar. Bir yandan aylık 300 USD gibi çekici maaşlar, servis ücretlerinin ödenmesi ve otel konforunda konaklama yerleriyle kandırılırken; diğer yandan da aileler, kızlarını bu programa göndermemeleri hâlinde zorunlu çalışmaya gönderilmekle, topraklarına el koymayla ve sulama sularını kesmekle tehdit edilmiştir. Kızlar kendilerine ve ailelerine anlatılanlardan çok farklı bir gerçeklikle karşılaşıyorlar. Her şeyden önce vaat edilen maaşlar asla verilmiyor. Üstelik yolculuk giderleri de kızlara yükleniyor. Verileceği iddia edilen ücretlerin çalışma ile değil iş bitirme ile alakalı olduğu kendilerine daha sonra ifade edilir ve zaten işler de zamanında bitirmenin imkansız olduğu işler olduğu için maaş verilmez. Kızlar, insafsız çalışma saatlerine zorlanmalarının yanı sıra özgürlüklerini kısıtlayan katı, hapishane hayatını andıran çalışma koşullarında yaşıyorlar. Beslenme ve yaşam koşulları çok kötüdür. Hiçbir mahremiyet yoktur ve yemek olarakta sadece pilav ya da lahana verilir ve bunların içinden de zaman zaman sinek ve böcekler çıkar. Bu kızlar Çinli erkeklerle zorla evlendirilirler. Kabul etmezlerse işkence edilir, tecavüz edilir ve ailelerine baskı yapılır. Bu çalışma şartlarında kaçan genç kızlar ise Çin’in ücra yerlerinden beş parasız ve gururları kırılmış hâlde evlerine dönmeye çalışıyorlar.”

Türkistan’da yaşamak sanki eziyet

Doğu Türkistan’da insanların parasının yerel yönetimler tarafından nasıl gasp edildiğini birkaç örnekle açıklayan Alim, şöyle devam etti; “Aile planlama programına uymayan ve çocuk yapan ailelere ağır para cezası ve hapis cezası verilir. Çocukta kürtaj ile alınır. Ailelere 8.000-10.000 yuan arasında para cezası kesiliyor. Para cezasının ödenememesi durumunda, ailenin topraklarına ve diğer mal varlıklarına el konuluyor. Pasaport başvurusunda bulunmak Uygurlar için o kadar çok kısıtlamayı beraberinde getirir ki, bu uygulama yerel yönetimler için başlıca bir gelir kaynağı hâline geldi. Rüşvet vermeden pasaport almak neredeyse imkânsızdır. Umre ya da hac amacıyla Suudi Arabistan’a seyahat etmelerini engellemek amacıyla deniz aşırı ülkelere çıkış için 30.000-50.000 yuan arasında bir tutarın depozito olarak yatırılması gerekmekte. Eğer kişi Suudi Arabistan’a seyahat ederse, depozito olarak vermiş olduğu paraya el konur.”

Türkistan için tek umut: ALLAH

Arkadaşımız M. Mustafa Uzun’a konuşan Avustralya Doğu Türkistan Derneği temsilcisi Abdulsalam Abdulgani Alim, Doğu Türkistan ve halkı için uygun en iyi tabirin ‘Ellerinde altın tasla dilenen dilenciler’ olduğunu belirtti. Alim şöyle konuştu; “Doğu Türkistan, Çin yönetimi altında bulunduğu sürece ve özellikle de Çin güçlü ülkelerden biri olma yolunda ilerlediği sürece bölge halkı için hiçbir umut yoktur. Tüm umutlar yok olduğunda geriye kalan tek bir umut vardır: Allah’tan beklenen umut. O ne diyor; ‘De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen her şeye kadirsin.” (Al-i İmran; 3/26)



10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3,2 puan)/7
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500