Kurban Parasıyla Hayır Yapılmaz Sadece Kurban Kesilir

20.11.2009 09:30:55

DİYANET İşleri Başkanlığı Fetva Kurulu, kurban parasının hayır ve yardım maksadıyla toplanamayacağına ve harcanamayacağına dair kesin karar bildirdi.

En Çok Okunanlar



TOPLU SMS ARTIK ÇOK UCUZ

DİYANET İşleri Başkanlığı Fetva Kurulu, kurban parasının hayır ve yardım maksadıyla toplanamayacağına ve harcanamayacağına dair kesin karar bildirdi. Bu karar Şeriata ve fıkha uygundur, doğrudur, bütün Müslümanlar buna uymalıdır.

1. Malî durumu kurban kesmesini gerektiren bütün Müslümanlar, doğrudan doğruya veya vekalet vererek kurban kesmelidir.

2. Kurban parasını herhangi bir hayır derneğine vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olmaz.

3. Kurban parası fakir ve muhtaç bir Müslümana verilse de durum aynıdır, kurban ibadeti eda edilmiş olmaz.

4. Bazı kurumlar, dernekler, vakıflar, cemaatler, gruplar kurban paralarını hayır işleri yapmak (veya yapmamak) için toplayamazlar.

5. Kurban kesildiği takdirde eti ve derisi para ile satılamaz. Satanlar dinen sorumlu olur. Böyle bir şey hem fıkha, hem de ahlâka aykırıdır.

6. Büyük bir dernek kurban parası topluyor. Sonra İslâm dünyasındaki ülkeleri araştırıyor. Hangisinde hayvan fiyatları en ucuz ise orada kestiriyor. Bu da bir anormalliktir. Kurban kesme işi bir ticaret değildir ki, böyle bir kâr düşünülsün.

7. Kurban parasıyla cami, Kur'ân kursu, talebe yurdu, sağlık ocağı, aş evi ve bunlara benzer hayırlar yapılamaz. (Zekât da böyledir.)

8. Kurban parasıyla (kurban kesmeyip) fakirlere yardım edilmesi de dine ve fıkha aykırıdır.

9. Beş bin Müslümandan, her biri için 300 lira kurban parası topladılar. Yekun 1,5 milyon lira eder. Sonra araştırdılar, en ucuz koyun Nijer'deymiş. Gittiler, orada tanesi 100 liradan koyun alıp kurbanları kestiler. Hayır kuruluşuna bir milyon lira kaldı (Bir miktar masraf var...) Böyle bir şey de yapılmamalıdır.

10. Vekaletle kurban kesecek dernek veya kuruluş hem kurban parası almalıdır, hem de masraf almalıdır.

11. Büyük bir kuruluş, halktan kurban parası topluyor ve sonra en ucuz, en kalitesiz, en cılız hayvanları kesiyormuş. Bu da doğru değildir.

NETİCE: Kurban parası toplayıp, bunlarla, para aldığı her şahıs adına dine, fıkha, şeriata, ahlâka uygun şekilde bu ibadeti yerine getiren, yani hayvanı kesen vekil derneklere, vakıflara, hayır kuruluşlarına teşekkür eder, tebrik ve hürmetlerimizi sunarız.

Böyle yapmayanlara teessüf ederiz.

Bir Müslüman toplum kurban kesmezse başına birtakım belâlar, azaplar, felâketler, afetler geleceğini nice din büyüğü bildirmiştir.

Kurbanın nice esrarı vardır.

Hayvanlara eziyet etmeden, mükellef (yükümlü) olan her Müslüman kurbanını kesmelidir.

Kurban paraları, kesmeyecek kurumlara kaptırılmamalıdır.

Kurban parasıyla başka hayır işleri yapılmaz.

Cami, Kur'ân kursu, fakir talebelere yardım gibi hayırlar kurban parasıyla değil, başka paralarla yapılmalıdır.

Toplumu bu konuda uyardığı için Diyanet'i tebrik ediyorum.

(İkinci yazı)

İNŞAATLARLA BOĞULAN İSTANBUL

ŞEHİRLERDE iki bölge vardır: Merkez/metropol ve varoşlar çevre bölgeler. İstanbul'un merkezinin nüfusu 10 milyon, çevresi de bir 10 milyon, yekun 20 milyon. Abartıyor muyum? Hayır, az bile söylüyorum.

Yetmiş iki milyonluk bir ülkede böylesine büyük bir şehir olması doğru mudur? Türkiye'de, Mısır'ın Nil nehrinin etrafındaki dar araziye sığışmak zorunda olması gibi bir durum yok. Edirne'den Kars'a, Sinop'tan Antakya'ya kadar halkın yaşamasına uygun geniş bir ülke. İstanbul'u niçin bu kadar büyülttüler?

Birinci sebep sanırım ranttır: Dağları, vadileri, dere yataklarını, ormanları, koruları, makilik alanları, kırları, bayırları, deniz kenarlarını yapılaşmaya açtılar ve büyük voliler vurdular, büyük rantlar kazandılar. Son otuz senede inşaat, yapılaşma, şehirleşme kanalıyla elde edilen rantların yekunu kaç yüz milyar dolardır acaba?

Bir trilyon dolar desem mübalağa mı etmiş olurum?

Yahudilerle Türkler arasındaki temel farklardan biri şudur:

Yahudi sermayesini, kapitalini ticaret ve iş sahasında kullanır. Serveti müsait de olsa pahalı mülk almaz, kirada oturur. Türk ise aklını taşınmaz malla, lüks meskenle bozmuştur.

Bir milyon dolar ile ticaret, ithalat, ihracat, üretim, hizmet yaparak para kazanmak mı doğrudur; yoksa o para ile güzel bir mesken almak mı?

Elbette bilen, beceren, başarılı, hesaplı-kitaplı bir kişi için birinci şık doğrudur, ikinci şık yanlıştır.

Lüks meskene bağlanan para; kullanılan, fayda temin eden, istihdam oluşturan, kâr getiren bir sermaye olmaktan çıkar, ölü yatırım haline düşer.

İnsanların evleri olmasın mı? Ben böyle bir şey demiyorum. Olsun ama ülkenin kapitali lüks, şatafatlı, masraflı meskenler uğrunda ziyan ve israf edilmesin.

İstanbul'da bir ara, kirası ayda 10 bin dolar olan çok lüks rezidanslar vardı. Hattâ meşhur genel yönetmenlerden biri böyle bir lüks meskende oturuyordu. Bu kadar lükse, israfa, saçıp savurmaya ne lüzum var?

Ekonomi, ticaret, endüstri sahasında harikalar meydana getiren Japonlarda bizdeki gibi lüks, geniş, gösterişli, pahalı mesken manyaklığı var mı?

Dünyanın en zengin adamları listesinde yer alan Toyota'nın sahibinin Tokyo'da 75 metrekarelik bir dairede oturduğunu duymuştum.

Bir dostum anlattı. Bizim zenginlerden biri dönümlerce arazi içinde yer alan ve yekun yüzölçümü 800 metrekare olan lüks bir ev döşetiyormuş! Kimbilir kaç milyon dolara mal olacak.

Gösteriş gösteriş gösteriş... Lüks ve şatafat manyaklığı... İsraf, gurur, kibir...

Şu evlerimizin haline bakınız. En geniş yer salondur ve orada bir türlü sere serpe, rahat ve ferah şekilde oturamayız. Her şey, misafirler gelsin ve görsün felsefesine göre tanzim edilmiştir.

Türkiye'nin imkânı olan halk kesimi son otuz kırk yıl içinde lüks meskenlere, lüks yazlıklara, lüks dekorasyona, lüks binitlere, lüks giyim kuşama, lüks yeme içmeye, lüks tatil yapmaya korkunç paralar harcadı. Bu paralar sermaye idi, kapital idi. Bunlarla sanayi kurulabilir, bunlarla ziraat sektörü kalkındırılabilir, bunlarla yurt içinde ve yurt dışında hizmet edilip büyük kazançlar elde edilebilirdi. Lüks masraflarımızı, ölü yatırımlarımızı kısıp paramızı daha verimli sahalara yatırmamız gerekmez miydi?

Herkes kendi parasını kendisi çalıştıracak diye bir kural yok. Anonim şirketler kurulur, muazzam sermaye birikimi olur ve bununla her şey yapılabilirdi. Bizim buna pek aklımız ermiyor ama Yeşil Holdingler kurup halkın parasını batırmakta birinciyiz.

Yıl 2009, İstanbul'un etrafını geziniz, on binlerce büyük yeni yapı göreceksiniz. Bitmiş yeni yapılar, inşaat halindeki yapılar... Dev şehirde korkunç ve dehşetli bir yapılaşma var. Bu yapılara insanlar yerleşince nüfus belki de birkaç yıl sonra 40 milyon olacaktır. Fena mı? Dünyanın en azman şehri bizdedir diye övünürüz.

Bu şehir bu kadar nüfusu kaldırır mı?

Geçenlerde sıradan (evet sıradan)bir yağmur yağdı, seller oluştu, facialar yaşandı. Niçin? Dere yatağına inşaat yapılmış.

İstanbul'un trafik krizi artık çözümsüzdür ve daha da şiddetlenecektir.

Bu şehir yaşanmaz hale getirilmiştir.

İstanbul'un yeşillikleri acımasızca yok edilmiştir.

İstanbul beton bir Büyük Sahra haline getirilmiştir.

Anadolu'nun boşalan yerlerine ileride dışarıdan nüfus mu ithal edecekler?

Üçüncü köprü hiçbir derde şifa olmayacaktır. On köprü daha yapsalar faydası yok.

Türkiye sadece iyi bir anayasa, bol para, demokrasi ile kurtulmaz. İşin başında bilgelik lazımdır. Vasıflı, bilge, erdemli, kültürlü, sahasında uzman elemanlar yoksa her şey boştur.

Singapur'dan ibret almalıyız. Biz bize yeter miyiz? Yetmeyiz.

Yazmış mıydım, bundan onbeş yirmi gün önce bir cumartesi günü öğleden sonra Sultanahmet'tenKumkapı'ya otomobille yemeğe gitmeye kalktım, rezil ve perişan oldum. Trafik sıkışıklığından o kısacık yolu bir saatte aldık!

İstanbul'a yazık oldu.

 



10 BİN SMS SADECE 150 TL



       
(3,8 puan)/14
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karaktersiz ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Kalan Karakter: 500